18 MART: TÜRK TOPÇUSUNUN YAZDIĞI TARİH

Çünkü mermilerimiz suya değil, düşman gemilerinin güvertesine düşüyor…

Bugün 18 Mart 2014, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 99’uncu yıldönümü. 19 Şubat 1915’te başlayan ve 18 Mart 1915’te Mehmetçiğin toplarıyla, Nusrat’ın denize döşediği mayınlarıyla işgal kuvvetlerinin kendilerince o yenilmez armadasını, Çanakkale Boğazı’nın derinliklerine gömdüğü tarihtir 18 Mart 1915…
Havranlı Seyid Onbaşı’nın 215 okkalık(275 kilo) gülleyi tek başına sırtlayıp topun ateş yuvasına yerleştirip, İngilizlerin Ocean’ının ağır yara aldıktan sonra manevra yaparken Nusrat’ın mayınına çarpıp Morto koyunda denizin dibini boyladığı gündür…
Çanakkale zaferi hakkında, savaşta görev almış yabancı komutanların değişik değerlendirmeleri vardır. İşte bunlardan biri de Amiral Keyes’dir
2 saat içerisinde gelen bozgun
O yenilmez dedikleri armadanın Kurmay Başkanı Amiral Keyes, Çanakkale’nin kolayca geçileceğinden emindi. Buna kesin olarak inanan Amiral Keyes 18 Mart’ta, savaşın durumunu hatıra defterine şu gerçekçi cümlelerle yazıyordu “Yenilmiş bir düşman karşısında olduğumuza kesin inancım vardı. Öğleden sonra saat 14.00’te yenildiğimi sanıyordum; saat 16.00’da ise yenildiğimi biliyordum.” Aradan geçen 2 saat amiralin uğradığı bozgunu anlatmaya yetiyordu. Oysa aynı amiral savaş başlamadan önce hatıra defterine şöyle yazmıştı: “Churchill, İngiliz donanmasını büyük bir imtihana hazırladı. Biz bu imtihanı verip Çanakkale Boğazı’nı geçeceğiz.” Keyes 18 Mart gecesi bu yazdıklarının altını şöyle dolduracaktı: “Yazık… Churchill’in hazırladığı imtihanı veremedik, Çanakkale’yi geçemedik. Müthiş bir yenilgiye uğradık; bu inkar edilemez. İtiraf etmeliyim ki Türk topçusu büyük bir gayret gösterdi. Bunu da ileride tarih yazacaktır.”
Tarihin yazdığı Türk topçusu 2 saat içerisinde o yenilmez denen armadayı boğazın dibine yollayan Türk topçusunun başarısı ise şu sözlerde gizliydi:
Savaşın bunalttığı bir anda Kurmay Başkanı Selahattin Adil Bey’in Dardanos bataryasına gönderdiği bir atlı, Hasan ve Mevsuf teğmenlerin top başında şehit oldukları haberini getirmişti. Selahattin Adil Bey, tankerdeki topçu kumandanına bu üzüntüyle; ’Niçin denizde toplarınız su fışkırtmıyor’diye sitemle sormuş, ’Çünkü mermilerimiz suya değil. Düşman gemilerinin güvertesine düşüyor’ cevabını almıştı.
Bir benzetme de  Akdeniz Seferi Kuvvetler Baş Kumandanı General Ian Hamilton’dan: “Irresistsble, Ocean ve Bouvet battı. Diyorlar ki Bouvet, banyoya fırlatılmış bir fincan tabağının kayarak batışı gibi denizde kaybolmuş.” Akdeniz Seferi Kuvvetler Baş Kumandanı General Ian Hamilton Gelibolu Günlüğü adlı hatıratında böyle yazıyordu.

Çanakkale Harbini hiç görmedi, onu yaşamadı ama, destanını yazdı…

Ve Mehmet Akif Ersoy’un kaleminden Çanakkale harbi…
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Hintli, Mısırlı ve diğer Asyalı Müslümanlar İngiliz ve Fransızlar tarafından propaganda bombardımanına tutulmuştu. Alenen İngilizler tarafından kandırılıyorlardı, İngiliz propagandası bu Müslümanlara, Almanların Halife’yi esir aldığını, İttihat ve Terakki Partisi’nin buna göz yumduğunu, Padişah olan Halifenin zor durumda olduğunu ve kurtarılması gerektiğini söylemekteydiler. Bu propaganda biçimini Çanakkale’nin cephelerinde bile sürdürmüşlerdi.
Mehmet Akif, devlet görevlisi olarak bu propagandaları çökertmek ve karşı propaganda faaliyetleri için Almanya’da esir edilen Müslümanlarla görüşmek ve İngiliz propagandasının yanlışlığını anlatmak için Almanya’ya gönderilmişti. Bu yüzden Akif, Çanakkale Harbini hiç görmedi ve onu yaşamadı. Ama Akif, ruhen Çanakkale’de o bedrin aslanları ile beraberdi. Bu haleti ruhiye ile o muazzam Çanakkale Destanı’nı yazmıştır.
“Çanakkale Şehitlerine” diye başlayan o muazzam destan, Türk edebiyat tarihinin en anlamlı şiirlerinden biridir. Tamamen his ve duygu doludur. O şiiri okuyan bir anda kendini 1915 yılının Çanakkale’sinde o acımasız savaşın tam ortasında bulur… Tıpkı Akif gibi… O da Çanakkale’ye hiç gitmemiş, Çanakkale Savaşının sahnelerini madde gözü ile hiç görmemiş ancak Mehmetçik ve vatan sevdası ile o kadar birleşmiştir ki sanki tüm olaylar onun hemen gözünün önünde cereyan etmiş gibidir…
Yani Akif, Çanakkale’yi gözyaşı ve ruh ekseninde yazmıştır… Çünkü Akif Çanakkale’ye hiç gelmeden hem yaşamış hem de yazmıştır, çünkü Akif bu millete kara sevda ile bağlıdır, çünkü Akif inancın zaferinin; aşk ve imanın bileşiminde olduğunu çok iyi bilmektedir…
Akif, hiç görmediği ama ona hep yakın olduğu Çanakkale’sinin destanını Gelibolu topraklarına binlerce kilometre uzakta, Arabistan’daki El-Muazzama adlı küçük bir tren istasyonun arkasında hurmalıklarda yazmıştı…

İşte o destanın ilk sekiz satırı…
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir?
Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor
dördü beşi
-Tepeden yol bularak geçmek
için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış
ufacık bir karaya
Ne hayâsızca tehaşşüd ki
ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle
‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu,
sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi,
yâhud kafesi!
Ve Mehmet Akif Ersoy, Mehmetçik için yazdığı bu şiirini şu iki mısra ile bitirir:
“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.”

Çanakkale’ye saldırı fikri Rus sorunu ile, bir olup bitti olarak ortaya çıktı.

“Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, Boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı Churchill’in planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden tarafından da desteklenince, Lord Fisher’ın şüpheli gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması, Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış, teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı, bu armada ile asla baş edemezdi.Birinci Dünya Savaşı’nda çarpışmaların ve kahramanlıkların en üst düzeyde gösterildiği Çanakkale Cephesi Savaşları Türk ve Dünya tarihleri arasında önemi inkar edilemeyecek bir yere sahiptir. Kuşkusuz tarihte hiçbir cephe Çanakkale Cephesi gibi dünya tarihinin akışını değiştirmemiştir. Bağımsız Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasının temel taşlarından birini teşkil eden, ayrıca emperyalizme karşı verilen bu üstün direnişin tarihi Türk milletinin cesareti sayesinde zaferle sonuçlanmıştır. Çanakkale’ye saldırı fikrinin bir Rus sorunu ile bir olup bitti olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Sarıkamış saldırısının Osmanlı çıkarına geliştiği sırada Rus Orduları Başkomutanı Grandük Nicola, İngiliz Harbiye Nazırı Kitchner’den Osmanlı kuvvetlerinden bir kısmının Kafkas cephesinden uzaklaştırılmasını sağlayacak bir kara veya deniz gösterisinin yapılmasının mümkün olup olmadığını sormuştur (Aralık sonları 1914). Grandük böyle bir gösteri için Çanakkale’den söz etmemişti. Grandük’ün sorusu Londra’ya ulaştığı sırada, Çanakkale seferi düşüncesi çoktan doğmuş bulunuyordu. Tartışılan yanı yapılacak seferin yalnız savaş gemileriyle mi yoksa aynı zamanda bunların kara kuvvetleri tarafından desteklenmesi suretiyle mi yapılacağıydı.
1908’de İngiltere İmparatorluğu Ulusal Savunma Konseyi, Boğazların yalnız savaş gemileriyle aşılması konusunu araştırmış ve XIX. Yüzyıl başlarında Amiral Nelson’un bu konuda öne sürmüş olduğu bir fikre saplanıp kalmıştı. Nelson, “Bir kara kuvveti tarafından desteklenmeden istihkamlara saldıran gemici delidir” demişti. Fakat Birinci Dünya Savaşı başladığı sırada İngiltere’de Nelson’un düşüncesini paylaşmayan bir insan bulunuyordu: Winston Churchill – Churchill ve Çanakkale
Churchill’in düşüncesini Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl önce Londra’yı ziyaret etmiş ve onunla görüşmüş olan Enver Paşa şöyle anlatmaktadır; “Londra’da bulunduğum sırada Churchill ile bir dünya savaşı çıkması durumunu tartışmıştım. Böyle bir savaşta Türkiye’nin ne yapacağını bana sordu. Ve arkasından da şunu dedi: “Eğer Türkiye Almanya tarafını tutarsa İngiliz filosu Çanakkale Boğazı’nı zorlayıp geçecek ve İstanbul’u alacaktır.”

Boğazın savunma sistemine önem veren başkumandanlık mayın hatları kurdu.

Bu iş son bulunca, Çanakkale ile Nara arasındaki savunma sisteminin son kısmı ateş altına alınarak zararsız duruma getirilecek ve Marmara’ya girilerek İstanbul yolu tutulacaktı. Bu bombardıman aşamalarının her birinde savaş gemileri yol almaya başlamadan önce torpil tarlaları ayıklanmış olacaktı. Planın yürütülmesi için 15 Şubat’ın saptanması başarı ümitleri de havaların iyi gitmesine; yol, cephane sağlanmasına ve Türklerin savunmada göstereceği yılgınlığa bağlanmıştı.
Enver Paşa ve Boğazları savunma sistemi
Türk Başkumandanlığı Boğazın savunma sisteminde mayından faydalanmaya büyük önem vermiştir. Bundan ötürü mayın hatları kurulmuştur. Bunların bir kısmı sabitti. Ana mayın hatları Çanakkale Boğazı’nın 1,5 Km. genişliğinde bulunan en dar yerini korumak maksadıyla Soğanlıdere-Dardanos önünden başlamıştı. 9 mayın hattı meydana getirilmişti. Kıyılarda da bu hatları koruyacak gizli obüs bataryaları yuvalanmış bulunuyordu.
Birinci Dünya savaşını bitirmenin yolu Çanakkale Boğazı’ndan geçmekteydi.
Enver Paşa yalnız denizden yapılacak bir saldırı ile Çanakkale’nin geçilmesinin olanaksızlığını göstermekteydi. Bu nedenle İstanbul’da halk arasında dedikoduların uyandırmış olduğu korku, kuşku ve telaşı anlamıyordu. Ona göre, düşman büyük istihkamları uzaktan ateş hattına alabilir, tahrip de edebilirdi. Fakat mayın tarlalarını savunma bataryalarını, tahrip etmek için bataryaların üzerine kadar gelmesi gerekliydi.
Gelecek olan gemiler ufaksa, kolaylıkla batırılabilirdi. Büyük savaş gemileri ise batmak korkusundan oraya kadar yaklaşamayacaklardı. Şayet düşman donanması mayın tarlalarına geçip Çanakkale şehri önüne Boğazı kıvrılarak Nara’ya dönüp, Marmara’ya geçmeye girişirse karşısında bizim donanmamızı bulacaktı. Bizim donanmamız ufak olduğu halde büyük toplu düşmanın teker teker geçmeye mecbur olan gemilerine karşı üstündü. Düşman gemileri bu dönüş esnasında bizim gemilerimize karşı ancak 2 topla ateş edebileceği halde 5 kilometreden fazla olmayan etki menzili içinde bizim en aşağı 30 topumuz, onları karşılayabilecekti. Bu durumda en büyük dretnotlar bile batırılacaktı.
Çanakkale deniz seferinden beklenenler
Enver Paşa’nın Çanakkale’nin deniz kuvvetleriyle zorlanamayacağı hususundaki düşünceleri, Birinci Dünya Savaşı başlarında İngiltere’de de aşağı kabul edilmişti. Fakat Churchill’in ilkin Mısır’ın savunması için ortaya atılan bu fikri zamanla kök tutmuş ve bunun eyleme konulup başarılmasıyla şu önemli istifadelerin sağlanabileceği İngilizlerce hayal edilmeye başlanmıştı.

Birinci Dünya Savaşı’nı bitirmenin yolu Çanakkale Boğazı’ndan geçmekteydi.

İstanbul’un Ruslar tarafından ele geçirilmesi önlenerek İngiliz hakimiyetine geçecektir. Bu durumda Osmanlı Devleti toprakları ve ordusu ikiye bölünmüş olacağından barış yapmak zorunda kalacaktı. Buna yanaşmadığı takdirde de kısa zamanda savaş dışı bırakılacağına şüphe yoktu. Bu durumda Rusya ile batık dost devletler arasında bağlantı sağlanacak, karşılıklı ekonomik ve askeri yardımlaşma sağlanacaktı. Bütün bunlardan başka Dünya Savaşı’nın başlangıcından beri tarafsızlıkları ile sallantıda bulunan Bulgaristan ve Romanya, İngiltere ile Fransa’nın yanında savaşa gireceklerdi. Girince de Almanya ile Avusturya’nın etrafındaki çember tamamlanmış ve kuvvetlenmiş olacaktı. Bu durumda “can boğazdan gelir” atasözüne uygun olarak dünya savaşını bitirme yolu, Çanakkale Boğazı’ndan geçmekteydi.
Savaşın başlaması (19 Şubat) 
Gorden planının eylemine 19 Şubat saat 10.00’da başlandı. Bu tarih 1807 yılında İngiliz filosunun başarı ile sonuçlanan Boğaz zorlamasının 108. yıl dönümüne rastlamaktadır. (İngilizlerin yaptığı hiçbir şey tesadüf değildir. Mutlaka daha önce kaybettikleri bir savaşın intikamı için seçilmiş bir tarihtir, ya da başarıyla sonuçlanmış bir eylemin yıl dönümüdür… E.A)
Dardanos tabyasının topçuları mayın tarama gemilerine nefes aldırmıyordu
Saldırı amacı ilkin boğazın girişini koruyan Anadolu yakasındaki Kumkale ile Orhaniye’de, Rumeli yakasında Ertuğrul ile Seddülbanir’deki tabyaları yok etmekti. İkisi Fransız dördü İngiliz olmak üzere altı zırhlı bu işi başarmak için görevlendirilmişti. Bu gemiler 12.000 ile 10.000 metreden bataryalar üzerine ateşe başlamışlardı.
İlk ateşi açan HMS Cornwasllis zırhlısının topçu subayı Yüzbaşı Harry Minchin, bunu büyük babasına yazdığı bir mektupta gururla anlatmaktadır. “İlk topa ateş emrini verdim ve daha ilk ateşte isabet kaydettik. Onların menzillerini dışında olduğumuzdan ateş oranı çok ağırdı, dakikada bir mermi falan. Öğlene kadar buna devam ettik. Öğleden sonra biz ve Vengeance 8.00 ile 5.000 yarda kadar yaklaştık ve Vengeance epey yoğun bir ateş altına girdi. Biz hemen onu desteklemeye koştuk ve gemideki bütün toplarla kaleye ateşe başladık. Her top yaklaşık olarak dakikada iki mermi atıyordu. Bu numaralı tabya sır taşı, duman, alev ve toz yığını halinde havaya uçtu. Ondan sonra başka bir tabyadan üzerimize ateş başlayınca hemen o yana döndük. Birkaç kere çok yaklaştıysa da biz hiç isabet almadık. Ateş hızımız onları şaşırtmış olmalıydı. İnsanın çevresine dakikada 1500 kilo mermi yağması epey sinir bozucu olmalı.”
Türk bataryaları menzillerinin kısalığından susmak zorunda kaldılar. Saat 12.00’dan sonra zırhlılar kıyılara yaklaşarak 7000 metreden ateş etmeye başlayınca bataryalar da karşıt ateşe geçtiler. Ateş şiddetliydi iki gemi isabet aldı. Amiral Gorden saat 17.30’da geri çekilme emri verdi. Dış bataryaları bir günde tahrip etmek ümidi bu suretle suya düşmüş oluyordu. Ertesi gün başlayan fena hava saldırıyı 25 Şubat’a kadar geciktirdi.

Dardanos tabyası yer değiştiren mayın tarama gemilerine nefes aldırmıyordu.

Bombardımana devam edilmesi (25 Şubat)
25 Şubat’ta dış bataryalar, yarıda kalmış olan saldırıya tekrar başladı. Bu kez saldırıya 12 düşman gemisi katıldı. Bataryalar top menzillerinin alanına giren gemilere güçlü bir karşılık verdiler. İkisine önemli isabetler kaydetmeye muvaffak oldular. Ne var ki, bu yüzer kaleleri seyirlerinden alıkoyacak olanaklara sahip bulunmuyorlardı. 25 Şubat’tan beri artık susmak zorunda bırakılmışlardı. Düşman savaşın sonuçlarını anlamak için tabyalara deniz erleri çıkarmış ve henüz kullanabilecek gibi görünen bir iki topu tahrip ettirmişlerdi. Dış bataryaların susturulması işi bu suretle sona ermiş bulunuyordu.
26 Şubat’ı izleyen günlerde ve havanın elverişliliği ölçüsünde saldırı planının ikinci ve üçüncü bölümlerine yani iç bataryaların tahrip edilmesine girişilmişti. Amaç Dardanos ve Erenköy tabyalarını savaş dışı etmek için Boğazın içine girmekti. Savaş gemileri ateş ederken mayın tarama gemileri de kendilerine yol açacaktı. Planın bu bölümünün eylemini sağlamada hesapta olmayan engellerle karşılaşıldı.
Kıyılarda yerleştirilmiş gizli ve hareketli sahra bataryalarıyla Dardanos tabyasının topçuları yapılacak işi güçleştiriyorlardı. Devamlı olarak yer değiştiren mayın tarama gemilerine nefes aldırmıyorlardı. Zırhlılara isabetler oluyordu. Kaydedilen başarılar umulanlara yaklaşık olmadığı halde Amiral Gorden, 2 Mart’ta Churchill’e çektiği bir telgrafta Mart ortalarında İstanbul’a ulaşacağı ümidinde olduğunu bildiriyordu. 11 Mart’ta Churchill, Gorden’le bu konumdaki düşüncesini bir kez daha sordu. Gelen cevap filonun Marmara’ya girmesi üzerine, geri güvenliğin korunması için kara kuvvetlerine gerek bulunmadığı gibi Gelibolu’ya asker çıkarma planı da hazırlamıştı. Hemen kara kuvvetlerinin tedarikine girişildi. Bu kuvvete general Hamilton komutan atandı ve Çanakkale’ye gönderildi. Amiral Gorden’in ordusuz bir komutana ihtiyacı yoktu. Edindiği bilgilere göre Türk’lere Almanya’dan mühimmat gönderilmesi ihtimali de vardı.
Bu arada da Almanya’dan ve Avusturya denizaltıları işe karışabilirdi. Buna zaman yoktu. Kaldı ki planın iç bataryaların susturulması ile mayınların toplanmasından ibaret olan ikinci kısmın tamamlanmış olduğuna dair de kanıtı vardı. 15 Mart’ta saldırı için kararını verdi. Saldırı 17 ve 18 Mart’ta yapılacak yani Boğaz gerilecekti. Ne var ki, vermiş olduğu karardan bir gün sonra Gorden yorgunluktan, sinirden ve uykusuzluktan güçsüz düşmüştü.
Doktorunun tavsiyesi İstanbul’dan vazgeçerek Londra’ya dönmesi merkezindeydi. Bu suretle Amiral hazırlamış olduğu planın trajedi ile sonuçlanacak son perdesini görmekten kurtulacaktı. 17 Mart’ta yerine kurmay başkanlığı yapmakta olan Vis Amiral de Robeck atandı.

Boğazların ve İstanbul’un savunulması için gereken askeri tedbirler alındı.

İstanbul’u savunma tedbirleri
Üçlü uzlaşma devletleri savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı’nı geçme girişiminin Osmanlı Genelkurmayı’nı kuşkuya düşürmesi normaldi. Kaldı ki bu girişime paralel olarak Rusların da Karadeniz Boğazı’na bir saldırıda bulunmaları olasılığı da büsbütün ortadan kalkmış değildi.
Bu durum göz önünde tutularak Boğazların ve İstanbul’un savunulması için şu askeri tedbirlerin alınması gerekli görülmüştü; Çanakkale Boğazı ile İstanbul doğrultusunu savunmak görevi Liman Von Sanders komutasında bulunan I. Orduya verilmişti.
Bu ordudan I. Kolordu Gelibolu Yarımadasına, 15. Kolordu Çanakkale’nin Anadolu kıyılarına, 6. Kolordu da Yeşilköy bölgesine yerleştirilmişti.
Karadeniz Boğazı’nın savunması ile Vehip Paşa’nın komutasında bulunan 2. Ordu’ya verilmiş bulunuyordu.
Boğazların savunması ile görevli kuvvetlerin tümü 200.000 kadardı.
18 Mart saldırısı
öncesindeki hazırlıklar
Saldırının yüksek komutası, de Robeck’e verilmişti. De Robeck bir gün önce görevinden çekilmiş olan Gorden’in planını uygulayacaktı. Plan sade idi.
Amaç Boğazın iki kıyısındaki bataryaların susturulması, torpillerin ayıklanması, bu suretle açılacak yoldan filonun Boğaza girmesine olanak sağlanmasında ibaretti. De Robeck bu planı başarıyla gerçekleştirmek için savaş gemilerini üç kümede savaş düzenine getirmiş bulunuyordu. Birinci kümede Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson ve İnflexible bulunuyordu. Bunlar güneye doğru sardırmışlardı. Bu üç savaş gemisinin sahra bataryalarına karşı güvenlikleri kuzey kanatta Prince George ve güney kanatta Triumph tarafından sağlanacaktı.
İkinci kümede Amiral Guepratte komutasında şu dört Fransız zırhlısından kurulmuştu; Buffren, Bouvet, Gaulois ve Charlemagne. İlk ikisi boğazın Anadolu kıyılarını, diğer ikisi de Rumeli kıyılarını döveceklerdi.
Üçüncü küme, İrresistable, Albian, Vengeance, Swiftsare ve Magestic yedekte bırakılmışlardı. Üçüncü küme gemileri sırası gelince ikinci kümenin yerine alacaklardı. Son olarak Cornwallis, Conapus, Dorthmouth ve Dublin kruvazörleri geliyordu. Bunlardan ilk ikisinin görevi mayın taramak, diğer ikisinin de aşırma ateş yapmak suretiyle sahra bataryalarını arkadan vurmaktı.
Büyük Armada boğazın
en dar olan Kilitbahir ile
Çanakkale arasına yönelmişti
Dünya topraklarında güneşin batmadığı iki büyük imparatorluğun meydana getirdiği bu kudretli ve haşmetli savaş gücüne insan gücü ile karşı gelinemeyeceği konusuna İngiliz ve Fransız denizcilerinde genel bir kanı doğmuştu. 18 Mart saat 10.58’de yukarıda işaret edilen savaş düzeni almış olan armadada ilk bombardıman için süratle görev bölümü yapılmıştı.

Zırhlıları, görüldüğü anda hızla yer değiştiren sahra bataryaları bunalttı.

Queen Elizabeth, Anadolu yakasında bulunan Hamidiye I ve Çimenlik Tabyalarını, Agamemnon, Lord Nelson ve İnflexible ise boğazın Rumeli yakasındaki Yıldız, Mecidiye, Hamidiye II ve Namazgah Tabyalarına ateş edeceklerdi. Düşman ordusu büyük saldırışa geçeceği sırada Türk bölgesi savunma karargahında durum şöyleydi;
Karargah komutanı Albay Cevat, 18 Mart’tan önce Bozcaada’da düşman savaş gemilerinin toplanmakta olduğunu haber almıştı. 18 Mart sabahı da bir araştırıcı uçağımız Bozcaada’da büyük bir kaynaşma olduğunun haberini getirmişti. Ne var ki, komutanlık bu haberleri büyük bir saldırının ilk işaretleri olarak kabul etmedi. Albay Cevat, 18 Mart sabahı karargahtan ayrılıp Kirte’deki birlikleri teftişe gitmiş ve ancak 16.30’da karargaha dönebilmişti. Bu nedenle savaşı Kurmay Binbaşı Selahattin Adil (paşa) yönetmişti. Savaş sırasında yanında bulunmuş olan yardımcıları Kurmay Kolağası Osman Zati ile Yüzbaşı Hamdi’dir. 18 Mart saldırısı bir baskın biçiminde başlamıştır.
Saldırının başlaması
Birinci küme ile kendilerine hedef olarak gösterilmiş plan tabyaları arasında düello saat 11.15’te başlıyor. Queen Elizabeth, ağır toplarıyla uzak mesafeden ilkin Çimenlik’e sonra Çanakkale şehrine daha sonra da Hamidiye tabyasına ateş ediyor. Çimenlik’e iki isabet oluyor. Çanakkale’de yangın çıkıyor. Hamidiye’de yıkıntı meydana geliyor.
Saat 11.35’te Lord Nelson, Rumeli yakasındaki Hamidiye II tabyasına; George ve Triumph, Mecidiye, Yıldız ve Dardanos tabyalarına ateş açıyorlar. Fakat zırhlıların büyük şikayeti bu tabyalardan olmaktan çok, görünmeyen ve göründüğü anda hızla yer değiştiren sahra bataryalarındandı. 12.30’da Amiral de Robeck Fransız gemilerinden kurulmuş olan ikinci küme gemilerine kıyılara yaklaşarak, yakın mesafeden bombardımanı sürdürmesi emrini veriyor.
Bunlar Erenköy hizasında duran İngiliz gemileri arasından geçerek kıyıya 400 metre kadar yaklaşıyorlar. Bütün ağır toplarıyla Rumeli yakasında Kilitbahir ile Mesudiye tabyaları, Anadolu yakasında da Dardanos ile Beyaztepe mevkilerini ateşe tutuyorlar. Büyük armada boğazın en dar yeri olan Kilitbahir ile Çanakkale arasına yönelmişti.
Buraya gelmeden önce birkaç gemi feda edileceği de hesaba katılmıştı.
Bu kayıpları karşılıksız olmayacaktı. Boğaz geçilip İstanbul alınmakla, Osmanlı ile müttefiklerin bağlantısı kesilecekti, çember içine alınan Avusturya ile Almanya da pes demek zorunda kalacaklardı.
Sözün kısası savaşın seyri muhteşem armadanın birkaç kilometre daha ilerlemesine bağlı kalmıştı. Tarihsel Fransız cesareti ile İngiliz soğukkanlılığı Türk’ün alçak gönüllü kahramanlığı karşısına bu alınacak yerde bir sınav verecekti. Deniz savaşının en bunalımlı anı iki taraf için de gelip çatmıştı. Dünya bu olaya kadar Türk’leri fetih savaşlarında tanımıştı. Yurt savunmasında ise güçlerinin neye yettiğini ilk kez hecelemeye başlayacaklardı. Hava şartları Türk’lerin lehineydi. Gemi bacalarından ve toplardan çıkan dumanlar sayesinde Türk bataryaları görünmüyordu. Türk savunma komutanlığı düşman zırhlılarının merkez bataryalarına 14 kilometre kadar yaklaşması üzerine bu bataryalar tarafından da ateş emri verildi.

Fransa, savaş yerinden çekildi ve şimdi Türklerle İngilizler karşı karşıya kaldı.

Türk’lerin ağır toplarıyla obüslerinin ateşi, düşman üzerinde şaşırtıcı bir etki yapmaktaydı. Kaptan köprüsünden isabet alan İnflexible’den geriye dön emri verildi. Bouvet’de de almış olduğu isabetten dolayı yangın başlamıştı. Geminin toplarının yarısı kullanılmaz hale gelmişti. Bir çeyrek saatte 14 isabet alan Suffren hemen hemen savaş dışı edilmişti. Ne var ki, bu arada da Çanakkale’de başlamış olan yangın genişlemiş, Dardanos, Namazgah ve Hamidiye bataryaları, Fransız gemilerinin ateşi karşısında susmuştu. Deniz ile kara arasındaki büyük düelloda taraflar ağır yaralar almışlardı.
Fransız gemilerinin yıprandığını gören de Robeck Saat 13.34’te geri dönmelerini ve üçüncü küme gemileri ile yedeklere onların yerine almalarını emrini veriyordu. Ancak ne var ki, Boğazdan çıkmak, girmek kadar kolay değildi. Donanmalarca, taranmış sandıkları karanlık limanın güney kısmına; Erenköy açıklarından Doğuya doğru da Nusrat mayın gemisi geceleyin, Ruslarca Karadeniz kıyılarımıza dökülüp tarafımızdan toplanmış olan mayınlardan 26 tane döker. İşte bu mayınlardan birine çarpan Bouvet bir buçuk dakikada 640-700 kadar mevcudu ile sulara gömülüyor. 5 subayla 51 er ancak kurtarılıyor. Bu kurtarma işine karışmış olan Gaulios zırhlısı da iki ağır top mermisi ile yaralanıp su almaya başlayınca, diğer iki Fransız gemisinin yardımı ile savaş yerini terk ediyor.
Fransız, tümden yok olmamak için savaş yerinden çekilmek zorundadır. Ve şimdi Türklerle İngilizler karşı karşıya geliyorlar. Bouvet’in batış anını anlatan Yarbay Worsley Gibson’un sözleri şöyledir; “Bouvet’in sancak tarafına yattığına dikkat ettim ve bunu McB’ye söyledim. Daha sözümü bitirmeden gemi daha fazla yatmaya başladı. Ağır yara aldığı belliydi. Çok da hızlı ileri gitmekteydi ve az sonra direkleri suya girdi, büyük bir duman ve buhar sütunu yükseldi ama herhangi bir patlama olmadı ve birkaç saniye sonra sulara gömüldü.
Bouvet’in batması, Gaulios’in yaralanması ve tüm Fransız gemilerinin geri çekilmesi Türklerin moralini yükseltiyor. (Burada yazar Ergun Göze’nin 18.03.2005 tarihinde Halka ve Olaylara Tercüman gazetesinde yazdığı 18 Mart 1915 başlıklı yazısından bir anekdot aktaralım: Her taraf toz duman içindeydi ki korkunç bir patlama Çimenlik Kalesi’ne düşen ve kale duvarını delen bir obüsü haber verdi. Çanakkale yanıyordu. 18 düşman zırhlısı, sayısız yardımcı gemiler Boğaz’ın iki yakasına ateş, kan ve ölüm kusuyorlardı.
Saat 13.00’te Selahaddin Adil Bey bunalmıştı. Savaş iyi geçmiyordu. Bu arada Dardanos bataryasına gönderdiği bir atlı, Hasan ve Mevsuf teğmenlerin top başında şehit oldukları haberini getirmişlerdi. Tankerdeki topçu kumandanına bu üzüntüyle; “Niçin denizde toplarınız su fışkırtmıyor?” diye sitemle sormuş; “Çünkü mermilerimiz suya değil düşman gemilerinin güvertesine düşüyor” cevabını almıştı.) Saat 14.00’ten sonra savaş 6 İngiliz zırhlısı ile bataryalar arasında tekrar başlıyor. 15.15’te İrresistable zırhlısı Beyaztepe hizasında torpidoya çarparak yan yatmaya başlıyor. Makineleri su ile doluyor. Hareket edemiyor. Ocean zırhlısı imdada koşuyor. Onu geriye çekmek istiyor fakat akıntı iki gemiyi Anadolu kıyısına doğru sürüklüyor. Ocean da Bouvet’in batmakta olduğu yerde bir mayına çarpıyor. İki yaralı gemi Türk topçusunun ateşi altında boşaltılarak kendi hallerine bırakılıyor. Bu gemiler Çanakkale Savaşının son kılavuzları oluyor. Amiral de Robeck saat 17.00’de muhteşem armadadan geri kalan zırhlılara dönüş emrini veriyor. Çanakkale direnişinin ilk bölümü; İngiliz ve Fransız armadasının yenilgisi ve Türklerin zaferi ile son buluyordu.” ”

Tarihin akışını Nusrat’ın deposunda kalan 26 mayın şekillendirdi.

“Derinlerdeki Tarih”, “Çanakkale Geçildi mi?” gibi belgesellere imza atan Savaş Karakaş, “1915’in 7-8 Mart gecesi Nusrat mayın gemisinin deposunda kalan son 26 mayın Çanakkale’yi geçilmez kıldı” diyor.
Karakaş bu konuda şunları söylüyor:
“1915’in 7-8 Mart gecesi Nusrat mayın gemisinin döktüğü 26 mayın Çanakkale’yi geçilmez kılmıştı. Anılara göre bu 26 mayın, depoda kalan son gruptu. Nusrat ve onun döşediği 26 mayın, Fransız savaş gemisi Bouvet ile İngiliz savaş gemileri Irresistible ve Ocean’ı denizin dibine gönderdi. İngiliz muhabere kruvazörü Inflexible, Fransız savaş gemileri Gaulios ve Suffren yaralanıp savaş meydanından kaçtı. Tarihin akışı Nusrat’ın dümen suyunda şekillendi.”
Müstahkem Mevkii komutanlığı daha önceden düşündüğü gibi, bir Alman subayının da teklifiyle elde kalan son 26 mayını Karanlık Liman’a dökme kararı aldı. Bu olayın içinde yaşayan Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanı Selahattin Adil anılarında şöyle yazmaktadır :
“Düşman kesin saldırısının birkaç gün içinde yapılacağı belli oluyordu. Deniz işlerine bakan ve izleyen tecrübeli, sevimli, uysal bir ihtiyar olan Alman Amirali Menter Paşa’nın teklifine uyularak, geride kalan yedek mayınların atılmasına karar verilmiş ve 30 kadar mayın Nusrat gemisinde hazırlanmıştı.”
Böylece Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa’nın da görevlendirilmesiyle, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın gemisi 7/8 Mart gece yarısından az sonra göreve çıkıyordu. Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey de Nusrat Mayın Gemisi’ndeydi.
7/8 Mart gece yarısından az sonra sisli bir havada Çanakkale’den ayrılan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını söndürmüş, kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmışlardır. Daha önceden dökülmüş olan mayınların arasından, Nazmi Bey’in kılavuzluğunda geçerek Erenköy’ün Karanlık Liman’ına doğru ilerlemeyi sürdürürler. Kıyıya paralel olarak 100’er metre aralıklarla ve suyun 4,5 metre altında 26 mayın da sessizlik içinde dökülür. Görev tamamlandığında yine aynı sessizlik ve dikkatle geriye dönen Nusrat mayın gemisi, bir savaşın değil dünya tarihinin kaderini değiştirecek 26 mayınlık imzasını bırakmıştır geride. Ertesi günlerde, Müttefikler tarafından yeni keşif uçuşları ve mayın taramaları yapılmıştır. Her nasılsa bu 26 sürpriz mayın kendilerini saklamayı başarmıştır. Hatta Karanlık Koy’da mayın bulunmadığına dair rapor veren İngiliz pilot, bu sürpriz mayınların başarısından bir gün sonra kurşuna dizilmiştir.
18 Mart günü yaşananlar Türk tarihinde gerçek bir zaferdir. Bu zaferde Nusrat Mayın Gemisi’nin başarısı tartışılmazdır. Winston Churchill 1930’da “Revue de Paris” dergisinde bu olayı şöyle yorumluyordu.
“Birinci Dünya Harbi’nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır.”
Nusrat Mayın Gemisi ve 18 Mart Zaferi bütünleşmiş ve bu zaferle birlikte anılan bir destana dönüşmüştür.

Kaynakhttp://www.yenicaggazetesi.com.tr/18-mart-turk-topcusunun-yazdigi-tarih-95782h.htm

Print Friendly

Leave a Reply