Atatürk’ün İlkelerİ ve Devrİmlerİ

Atatürk İlkeleri, çağdaşlaşma yönünü belirleyen ve Atatürk Devrimleri’ne temel teşkil eden fikir ve düşüncelerdir. Atatürkçü Düşünce Sistemi içinde birbirine bağlı bir bütün oluşturan Atatürk İlke ve Devrimleri, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştirabilmek için bilimsel düşünceyi esas alan aklın ve mantığın çizdiği yollardır. Bu nedenle Atatürk ilke ve devrimlerinin temelinde yapıcı olup doğruya ve yararlıya yönelmek vardır.

Atatürk İlkeleri, başlangıcından beri Türk Devrimi içinden doğmuş ve onun uygulamalarına yön vermiştir. Atatürkçülük konularını araştıran bilim adamları bu ilkeleri Temel İlkeler ve Bütünleyici İlkeler olarak iki başlıkta toplarlar.

Bu ilkeler, Atatürk’ün devlet anlayışına hakim olan ulus devlet, tam bağımsızlık, ulusal egemenlik ve çağdaşlaşma hedefinden kaynaklanmaktadır.

Atatürk İlkeleri, önce dönemin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın program ilkeleri olarak benimsenmiştir. 1937’de çıkarılan bir kanunla 1924 Anayasası’na eklenen ilkeler, bu uygulama ile hukuken Türk ulusuna mâl edilmiştir.
Atatürk Devrimlerinin Nedenleri

  • Atatürk’e göre bu devrimlerin amacı; Türk Milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartmaktır.
  • Osmanlı Devleti’nin içte ve dışta saygınlığını yitirmiş, vatandaşın sorunlarını çözmekten uzak hale gelmiş, ekonomisi bozulmuştu. Büyük devletler, Osmanlı Devleti’ne verdikleri borçların karşılığı olarak, üretilen malların çoğuna el koymaktaydılar.
  • Birbiri ardı sıra yapılan savaşlar ve ayaklanmalar halkı bezdirmiş, toplum düzeni bozulmuştur. Vergiler adaletsizdi. Kanun karşısında kimseye eşit davranılmıyor ve halk gittikçe daha da fakirleşiyordu.
  • Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşından da yenik çıkınca, ülke diğer devletlerce işgale uğradı. Artık Osmanlı Devleti, fiilen çökmüş, sadece ismen varlığını devam ettirmekteydi. Padişah kendi canının ve tahtının kaygısına düşmüş, işgal devletleri ile işbirliği içerisindeydi. Vatanın ve milletin kurtarılması gerekiyordu. Bu da ancak yeni bir devlet ve rejimi kurarak yapılabilirdi.
  • Atatürk ve arkadaşları Türk milletini bu durumdan kurtarmak için Kurtuluş Savaşını başlatmış, Samsun’a çıkışından sonra Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaparak Anadolu’nun dört bir yanından gelen temsilciler ile birlikte vatanı kurtarmak için çalışmaya başlamışlardır. Sonunda 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM açılmış ve yeni bir Türk Devleti , Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Bu yeni devlet içte padişah hükümetine, dışta işgalci düşmanlara karşı büyük bir mücadele başlattı. Vatan toprakları düşmandan temizlendi. Sonra da padişahlık yönetimi kaldırıldı. Yerine, akılcı, gerçekçi, ilerici bir yönetim kuruldu. Atatürk’ün yaptığı devrimlerle bugünkü çağdaş Türk toplum düzeni oluşmuş oldu.Çağdaş devlet düzeninde temel alınan esaslar çağın ilerleyen devletlerindeki ilerlemeyi sağlayan sistemleri bir devrimle uygulayarak çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktır.Başarılı olmasının temel sebebi de daha öneki çabalar gibi taklit ve özenti olması değil ilerleyen ve çağın ilerisindeki devletlerin nasıl ve ne şekilde ilerlediğini temelde felsefik olarak inceleyen ve bunu taklit yoluyla değil temelini kurarak düşünce sistemi içine yerleştirerek akılcılığın öncülüğünde uygulamasıdır.Atatürk’ün ilkeleri aşağıdaki şekilde iki kısıma ayrılmıştır.

Temel İlkeler

    • Cumhuriyetçilik
    • Laiklik
    • Devrimcilik
    • Milliyetçilik
    • Devletçilik
    • Halkçılık

Bütünleyici İlkeler

    • Ulusal bağımsızlık
    • Ulusal birlik
    • Çağdaşlık
    • İnsanlık sevgisi
    • Akılcılık
    • Ulusal egemenlik

Cumhuriyetçilik

Tanımı: “Yönetim biçimi olarak millet egemenliğine dayalı, cumhuriyet rejimini öngörmek ve bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemektir.“

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönelmesidir. Cumhuriyete hayat veren damarların başında ise demokrasi geliyor. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini, demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunun dışına çıkılırsa; demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Eğer böyle olursa en büyük zararı cumhuriyetin yine kendisi görecektir.

Demokrasiyi benimsemiş siyasî rejimlerde, özgürlüklerin kullanılma alanları demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Cumhuriyet rejiminde kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Çünkü demokrasilerde; kişilerin, dolayısıyla, toplumların özgürlükleri, hukuk yolu ile güvence altına alınmıştır. Bunların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.

29 Ekim 1923′te ilân edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı? Cumhuriyet, lâik bir sistem üzerinde kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı.

Cumhuriyeti adaletli bir hukuk sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kişiler tarafından değil, bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen öğretmenler tarafından yetiştirilecekti. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini ilim oluşturacaktı.

Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. O’nun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.

Atatürk, cumhuriyetçilik ilkesiyle ilgili görüşlerini birçok kez dile getirmiştir:

“Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur.” (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazılan sh. 352)

“Türk Milleti’nin yaradılışına ve karakterine uygun idare, cumhuriyet idaresidir. Bu günkü Hükümetimiz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümetidir ki, onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ve millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk, halk yönetim demektir.” (Söylev ve Demeçler C.III. sh. 75, C. II sh. 230)

“Demokrasi prensibi, egemenliği kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak milletin egemenliğine sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir. Bizim bildiğimiz demokrasi siyasaldır. Onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki kontrolü sayesinde siyasal özgürlük sağlamaktır.” (Afet İnan-M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, sh. 71,73)

Laiklik

Tanımı: “Kişi, Toplum Ve Devlet Yaşamına Egemen Olan Kuralların Tümünün Akla Ve Bilimsel Gerçeklere Dayalı Olması, Bireylerin Hiçbir Baskı Altında Olmadan Dinsel İnanç Ve İbadetlerinin Gereğini Yerine Getirebilmesidir. “

“Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği…

Atatürk’e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923′de şu sözleri söylüyordu:

“Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”

Genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için, ilk önce devletin kurum ve kuruluşlarının laikleştirilmesi gerekiyordu.

Devletin Lâikleştirilmesi

  1. Samsun’a çıkış. Amasya kararları, Erzurum, Sivas Kongreleri ile ulusun kendi kaderini kendisinin belirlemesi ilkesinin vurgulanması.
  2. 23 Nisan 1920′de T.B.M.M.’nin açılması. “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesinin kurtuluşun ve kuruluşun simgesi olması.
  3. 20 Ocak 1921 Anayasasının kabulü.
  4. 1 Kasım 1921 Saltanatın kaldırılması.
  5. 29 Ekim 1 923 Cumhuriyetin ilânı.
  6. 3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılması.
  7. 20 Nisan 1924 Anayasasının kabulü.
  8. 10 Nisan 1928 Anayasadan Türkiye Devletinin “Dinî islâmdır” hükmünün çıkarılması.
  9. 5 Şubat 1937 Anayasada değişiklik yapılarak Türkiye Devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu hükmünün Anayasaya konması.

Hukukun Lâikleştirilmesi

  1. 8 Nisan 1924 Şer’î mahkemelerinin kaldırılması.
  2. 30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılması
  3. 17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulü.
  4. 22 Nisan 1926 Borçlar Kanununun hazırlanması.
  5. 24 Kasım 1929 İcra, İflas Kanunlarının kabulü.
  6. 15 Mayıs 1929 Deniz Ticaret Kanununun kabulü.
  7. 5 Aralık 1934 Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi.

Eğitimin Laikleştirilmesi

  1. 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu
  2. 5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Fakültesinin açılması.
  3. 26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saatin kabul edilmesi.
  4. 24 Mayıs 1928 Lâtin rakamlarının kabulü.
  5. 1 Kasım 1928 Lâtin alfabesinin kabulü.
  6. 10 Haziran 1933 Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun’un kabulü.
  7. 1 Ağustos 1933 Üniversiteler Kanununun çıkarılması, Darülfûnun’un kaldırılması. İstanbul Üniversitesinin kurulması.

Kültürün Lâikleştirilmesi

Kültürde lâikleşmenin yollan aranırken elbette örf ve âdetlere bağlı kalınacaktı. Tarihten gelen hiçbir şey yok edilmeyecekti.

İşte bu düşünceden yola çıkılarak;

  1. 30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı Kanun ile Meclis tarikatları yasaklıyor, tekke, türbe ve zaviyeler kapatılıyordu.
  2. 25 Aralık 1925 tarihinde de Meclis tarafından şeyhlik, seyyitlik, üfürükçülük, dervişlik, emirlik, falcılık, büyücülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması ve bunlara ait özel kıyafetlerin giyilmesi yasaklanıyordu.

Atatürk’ün laiklikle ilgili görüşlerini Söylev ve Demeçlerinden aktarıyoruz.

“Mensubu olmakla mütmain (tatmin) ve mesut bulunduğumuz İslâmiyet dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yüceltmenin kesin elzem olduğu gerçeğini gözlüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdâni kanaatlanmızı, karışık ve dönek olan her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî (ahretle ilgili) saadetinin emrettiği bir zorunluktur.” (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 330)

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz biri milletin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.” (Kılıç Ali-Alatürk’ün Hususiyetleri, sh. 116)

“Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.” (Söylev ve Demeçler C. III. sh. 76)

Devrimcilik

Tanımı: “Atatürkçü düşünce sistemi’ne dinamizm kazandıran ilkedir. Toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çağın, aklın ve bilimin gerektirdiği yeniliklerin en kısa zamanda yapılmasını savunan ilkedir.”

Devrimcilik ilkesi, Atatürk İlkeleri arasında; eylem ve atılım gibi kavramları içerisine alan tek ilkedir.

Atatürk, Büyük Söylevinin sonunda:

“Bu açıklamalarımla ulusal yaşamı sona ermiş varsayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım,” diyerek çağdaş devlet kavramıyla devrimcilik ilkesinin şaşmaz işaretini veriyordu.

Çağdaş devlet kuran bir ulusun, çağ dışı niteliklerden kurtulması gerekirdi. İşte, Türk ulusunun, çağdışı niteliklerden kurtulmak, çağdaşlaşmak için giriştiği atılımların tümü devrimcilik ilkesinin kapsamı içine girer.

Devrimcilik, Atatürk İlkelerinin hemen hemen tümüyle birleşir. Bütün bu ilkelerin ya neden ya sonuç olarak devrimcilikle sıkı bir ilintisi vardır. Bu bakımdan devrimcilik, Atatürk İlkelerinin tümünü gerçekleştirmeye, korumaya ve yaşatmaya kesin kararlılıktır. Devrimleriyle yolumuzu aydınlatan Atatürk’ün bu konudaki görüşleri şöyle:

“Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâbımızın asıl hedefi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan ve bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamıyla kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin ışıklarını sokmak imkânsızdır.” (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69)

“… Mes’ut inkılâbımızın aleyhinde düşünce ve duygu taşıyanları aydınlatıp, doğru yolu göstermek, aydınlara düşen millî görevlerin en önemlisi ve birincisidir.” (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69)

“…Memleket davalarının ideolojisini, inkılâplarımız yönünden anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak lâzımdır.” (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 386)

Milliyetçilik

Tanımı: ” Kişinin içinde yaşadığı toplumu sevmesi, onunla gurur duyması, onun yükselmesi ve ilerlemesi için her türlü fedakarlığı yapmasıdır .”

Milliyetçilik ilkesi ulusal savaşımızın çıkış noktasını oluşturmuş ve tüm tutsak ulusların kurtuluş hareketlerine ışık tutmuştur. Fransız Devriminden sonra dünyaya yayılan özgürlük düşüncesinin tarihsel gelişimi içinde her ulusun kendi kaderini çizme inancının doğal bir sonucudur bu ilke. Türk halkının ümmet olmaktan kurtulup ulus haline gelmesi, Atatürk sayesinde olmuştur. Atatürk’ün ulusuna inancı sonsuzdu. Ulusu ulus yapan öğelerin başında ise, ortak değerler gelir. Milliyetçilik sözcüğü, bu değerleri de içine almakta. O, devrim ve ilkelerinin, ulusa rağmen değil, ulusla birlikte yaşayacağını biliyordu. Bu nedenle yeniliklerin ancak ve ancak ulus tarafından benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayacağı inancındaydı.

Zaten bugün, Atatürk İlkeleri arasında yer alan milliyetçilik, çağdaş anlamıyla; siyasetin ekonominin ve kültürün içinde yerini almıştır.

“Türk milliyetçiliği, bütün çağdaş milletlerle bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar. Bu nedenle millî olmayan akımların memlekete girmesini ve yayılmasını isteriz.” (Ş. Süreyya Aydemir-Tek Adam C. III. sh. 450)

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz, Türk milliyetçi siyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluma dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.” (Afet İnan-M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım sh. 88)

“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” (1932, İstanbul) (Cumhuriyet Gazetesi, 05.10. 1932)

Devletçilik

Tanımı: “Türk toplumunun ve devletinin ekonomik ve sosyal kalkınmasını gerçekleştirmek için devlet işletmeciliği ile özel sektör işletmeciliğinin birlikte ve uyum içinde çalışmasıdır.”

Anayasamızda yer alan devletçilik ilkesi; toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri açıklar. Genel anlamı ile, özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi gerçekleştirme ilkesidir.

Genel olarak devletin iki ödevi vardır;

a) Ülke içinde güvenliği ve adaleti sağlayarak, yurttaşların özgürlüğünü ve güvenliğini korumak.

b) Savunma için her an hazır bulunmak ve başka çare kalmazsa ülkeyi silâhla savunmaktır.

Bunlardan başka devletin, bayındırlık, eğitim, kültür, sağlık, tarım, ticaret ve sanayiye ilişkin ekonomik etkinliklerde de görevleri bulunmaktadır.

Atatürk, devletçiliği şöyle açıklar:

“Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır.”

Devletçilikle ilgili dile getirdiği diğer ifadeler ise şöyledir:

“Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayalı kolektivizm, komünizm gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz “devletçilik” ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir.”

“… Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir.” (Afet İnan-M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, sh. 66, 67)

Atatürk askeri bir dahi ve karizmatik bir lider olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir devrimciydi. O dönemlerde, Türkiye Cumhuriyetinin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi ve kültürel açıdan gelişmiş toplumların aktif bir üyesi olabilmesi için, modernize edilmesi çok önemli idi. Mustafa Kemal ülkesindeki yaşamı modernize etmiştir. Atatürk 1924 ile 1938 yılları arasında, insanlarının kurtuluşları ve hayatta kalabilmeleri için yaşamsal öneme sahip olan devrimleri hayata geçirmiştir. Tüm bu devrimler, Türk halkı tarafından büyük bir coşku ile karşılanmıştı.
Halkçılık

Tanımı: Kişilerin dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet ve siyasi görüş farkı gözetilmeksizin kanunlar önünde eşit olması ve halkın devlet için değil devletin halk için var olmasıdır. Kısaca “halkın halk tarafından, halk için idaresidir.”

Devrim tarihimizde önemli bir yeri olan 1924 ve 1961 Anayasalarında da yer alan halkçılık ilkesi, demokrasinin temelini oluşturmaktadır. Bu ilkenin ana özelliği ülke yönetiminin halkın elinde bulunmasıdır.

Egemenlik bir zümre ya da ailenin elinde bulunmaz, halkın seçimle iş başına getirdiği kişiler, ülkeyi yönetir. Halkçılık;

  1. Ülke yönetiminin demokratikliği,
  2. Birey ve sınıflara ayrıcalık tanınmaması, gibi öğelerden oluşmakta.

Eğitim yoluyla aydınlanmış halk, ulusal egemenliğin güçlenmesi ve demokrasimizin yaşamasında tek ve gerçek güvencedir.

Halkçılık, Atatürk’ün önemle üstünde durduğu bir ilkeydi. Bu önemi açıklamalardan anlıyoruz:

“Halkçılık demek, devletin bütün kudret ve egemenliğinin halktan geldiğini, Türk camiası içinde, fert, aile ve sınıf ayrıcalığı bulunmadığını, kanun önünde herkesin eşit olduğunu İfade etmek demektir. Bu formül demokrasinin ifadesidir.” (A. Rıza Türel-İzmir Barosu Dergisi Sayı 8, sh. 413)

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları sh. 351)

“Türkiye halkı, ırkça, dince ve kültürce ortak, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu, kaderleri ve menfaatleri müşterek olan sosyal bir toplumdur.” (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 221)

“Bence, bizim Milletimiz, birbirinden çok farklı çıkarları olan ve bu itibarla birbirleriyle mücadele halinde buluna gelen çeşitli sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir.” (Söylev ve Demeçler C.II. sh. 82)

Atatürk’ün Devrimleri

Atatürk Devrimleri ya da Atatürk İnkılapları (Kemalist Devrim, Türk Devrimi, Atatürk Reformları, Türkiye Cumhuriyeti Devrimi, Atatürk İhtilali vb. adlarla da anılır), Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından öncülük edilen, TBMM’nin açılmasından sonra 1922’de saltanatın kaldırılması ile 1933’e kadar devam eden ve sonucunda teokratik ve çok uluslu Osmanlı Devleti’nin laik, demokratik ulus devlet Türkiye’ye dönüşmesiyle sonuçlanan devrimlerin tümüdür. Bu devrimler toplumsal, kültürel, legal ve ekonomik bir dizi düzenlemelerdir.

Siyasî alandaki devrimler

  • Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
  • Ankara’nın başkent olması (13 Ekim 1923)
  • Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
  • Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
  • Çok partili rejim denemeleri (1924 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası)
  • Kadınların seçme ve seçilme hakkının tanınması (1930 belediye, 1933 muhtarlık, 1934 meclis)

Toplumsal alanda yapılan devrimler

  • Şapka ve Kıyafet İnkılâbı (25 Kasım 1925)
  • Lâkap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934)
  • Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
  • Laiklik (1928)
  • Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik (26 Aralık 1925 – 26 Mart 1931)
  • Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması

Eğitim alanındaki devrimler

  • Medreselerin kapatılması (1924)
  • Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
  • Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun (1926)
  • Millet mekteplerinin açılması (1928)
  • Harf Devrimi (1 Kasım 1928)
  •  Güzel sanatlarda yenilikler (1928)
  • Türk Tarih ve Dil Kurumlarının kurulması (12 Nisan 1931, 12 Temmuz 1932)
  • Dil Devrimi (1932)
  • Üniversite reformu (1933)

Ekonomi alanındaki devrimler

  • İzmir İktisat Kongresi (1923)
  • Aşar vergisinin kaldırılması (17 Şubat 1925)
  • Çiftçinin özendirilmesi (1925)
  • Örnek çiftliklerin kurulması (1925)
  • Tarım Kredi Kooperatifleri’nin kurulması (1925)
  • Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)
  • Sanayi Teşvik Kanunu (28 Mayıs 1927)
  • Toprak Reformu (1929)
  • ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937)
  • Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün kurulması (1933)
  • Ticaret ve Sanayi Odalarının kurulması (1935)

Hukuk alanındaki devrimler

  • Teşkilât-ı Esasîye Kanunu (1921)
  • Anayasanın kabulü (1924)
  • Şer’iyye mahkemelerinin kapatılması (1924)
  • Mecellenin kaldırılması (1926)
  • Türk Kanunu Medenisi (1926)
  • Türk Ceza Kanunu (1926)

Atatürk’ün Devrimlerinin Özeti

Tarih Devrim Türü
22/06/1919 Amasya Genelgesi Siyasi
23/07/1919 Erzurum Kongresi Siyasi
20/10/1919 Amasya Görüşmesi Siyasi
27/12/1919 Atatürkün Ankaraya Gelişi Siyasi
09/04/1920 Anadolu Ajansının Kuruluşu Siyasi
29/04/1920 TBMM kuruluşu ve Ulusal Egemenlik Siyasi
18/07/1920 Misakı Milli Andı Siyasi
1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu Hukuk
12/03/1921 İstiklal Marşımızın Kabulü Hukuk
10/06/1921 Çocuk Esirgeme Kurumunun Kuruluşu Toplumsal
11/10/1922 Mudanya Mütarekesinin Kabulü Siyasi
01/11/1922 Saltanatın Kaldırılması Siyasi
17/02/1923 Türkiye İktisat Kongresi Siyasi
13/10/1923 Ankara’nın Başkent Olması Siyasi
29/10/1923 Cumhuriyetin İlanı Siyasi
1924 Çok Partili Rejim Denemeleri Siyasi
1924 Medreselerin Kapatılması Eğitim
03/03/1924 Öğretimin Birleştirilmesi Eğitim
03/03/1924 Hilafetin Kaldırılması Toplumsal
03/03/1924 Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin Kaldırılması Hukuk
03/03/1924 Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) Yasasının Kabulu Hukuk
20/04/1924 Yeni Anayasanın Kabulü Hukuk
1925 Tarım Kredi Kooperatifleri’nin Kurulması Ekonomi
16/02/1925 THK Kuruluşu Ekonomi
17/02/1925 Aşar (Öşür) Vergisinin Kaldırılması Hukuk
01/03/1925 İlk Kez 18 Kadın Milletvekili Seçildi Ekonomi
05/05/1925 Örnek Çiftliklerin Kurulması Ekonomi
05/11/1925 Ankara Hukuk Fakültesinin Açılması Toplumsal
25/11/1925 Şapka ve Kıyafet Devrimi (Şapka Kanunu) Toplumsal
30/11/1925 Tekkeleri, Türbelerin,Tarikatların, Kapatılması Yasasının Yürürlüğe Girmesi Toplumsal
26/12/1925 Milletlerarası Takvim ve Saatin, Yeni Rakamların Kabulü ve Ölçülerde Değişiklik Ekonomi
1926 Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun Eğitim
1926 Mecellenin Kaldırılması Hukuk
1926 Türk Ceza Kanunu Hukuk
17/02/1926 Türk Medeni Kanunun Kabulü Ekonomi
01/07/1926 Kabotaj Kanunu Hukuk
04/10/1926 Türk Kanunu Medenisi Hukuk
04/10/1926 Medeni yasanın Kabulü Ekonomi
28/05/1927 Sanayi Teşvik Kanunu Hukuk
01/06/1927 D.D.Y nın Kuruluşu Ekonomi
15/10/1927 Büyük Nutkun Başlaması 20 Ekim Sonu Toplumsal
28/10/1927 İlk Nüfuz Sayımı Toplumsal
1928 Güzel Sanatlarda Yenilikler Eğitim
03/02/1928 İstanbul’da Hutbenin Türkçe Okunması Toplumsal
10/04/1928 Laiklik Toplumsal
10/04/1928 Anayasa’dan “Devletin Dini İslamdır” Maddesinin Çıkarılışı Eğitim
01/11/1928 Harf Devrimi Toplumsal
01/11/1928 Yeni Türk Harflerinin Kabulü Eğitim
1929 Toprak Reformu Ekonomi
01/01/1929 Millet Mekteplerinin Açılması Eğitim
29/04/1929 İlk Türk Kadın Yargıçlarının Göreve Başlaması Siyasi
03/04/1930 Kadınlara Siyasi Hakların Verilmesi Hukuk
11/06/1930 Merkez Bankasının  Kuruluşu Eğitim
12/04/1931 Türk  Tarih Kurumunun Kurulması Eğitim
19/02/1932 Halkevlerinin Açılışı Eğitim
09/07/1932 Türkiyenin  Milletler   Meclisine Girişi Eğitim
12/07/1932 Dil Devrimi Eğitim
12/07/1932 Türk Dil  Kurumunun  Kuruluşu Eğitim
18/07/1932 Ezan’ın Türkçe Okunması Toplumsal
26/09/1932 Dil Bayramı, Dil Kurultayı Eğitim
1933 Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün Kurulması Ekonomi
31/05/1933 Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi Eğitim
31/05/1933 İstanbul Üniversitesinin Kuruluşu Eğitim
01/12/1933 1. Beş Yıllık Sanayi Planlamanın Kabulü Toplumsal
21/06/1934 Soyadı Yasasının Kabulü Hukuk
05/11/1934 Devlet Tiyatrolarının Kurulması Toplumsal
26/11/1934 Lâkap ve Unvanların Kaldırılması Hukuk
05/12/1934 Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkının Verilmesi Hukuk
1935 Ticaret ve Sanayi Odalarının Kurulması Ekonomi
03/05/1935 Türk Kuşunun Kuruluşu Ekonomi
09/01/1936 Ankara DTCF. Açıldı Ekonomi
20/01/1936 2. Beşyıllık Planın Kabulü Ekonomi
29/05/1936 Türk Bayrağı Yasası Hukuk
05/02/1937 Atatürk İlkelerinin Anayasaya Konması Hukuk
03/03/1937 Karabük Fabrikasının Temel Atımı Ekonomi
02/02/1938 Bursa Merinos Fabrikası Açılışı Ekonomi
Print Friendly

Leave a Reply