Bizim utanacak bir şeyimiz yok-Kemal Okuyan

Siyasette en büyük yanlış, hasımın kriterlerini kabullenmek, bu kriterler üzerinden kendini sorgulamaya açmaktır.
Söz gelimi, karşı taraftan gelen “sen yeşil değilsin” suçlamasına “ne münasebet, ben de arada sırada yeşil olabilirim” diye yanıt vermek siyaseten intihardır. Doğru tavır, “kendi işine bak” olabilir, “kırmızı da güzeldir” olabilir ama yeşil tanımına uymamaktan dolayı yerin dibine girmek, eğilip bükülmek olmaz!
Emperyalistler, gericiler ve sömürücüler karşısında en iyi savunma, saldırıdır; çünkü onlar, her fırsatta zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışsalar da zerre kadar haklılığa, meşruiyete sahip değillerdir. Yargılanması, hesap sorulması, üzerine gidilmesi gereken onlardır.
Oysa, çoğu kez tersi olmakta, bugünkü karanlığın sahipleri, şu zalimler dünyasını doğal, olağan ve seçeneksiz bir olguymuşçasına göstermekte, farklı düşünenleri itham etmektedir. Onlar gelişkin, çağdaş, uygar, eğitilmiş ve “normal” olanı temsil etmekte, bizi arızalı, azgelişmiş unsurlar olarak resmetmeye çalışmaktadırlar.
Ne yazık ki solda bu durum çokça kabullenilmekte, ideolojik omurgasızlık, medeni cesaret yoksunluğu, yaranmacı eğilimler hep bu kapıya çıkmakta. Sonuç hep hüsrandır. Yalnız Türkiye’de değil, dünyada da sol ne zaman ideolojik olarak savunmaya çekilse, işte o zaman hapı yutmuştur.
“Yurttaşlarınızın seyahat özgürlüğünüzü kısıtlamayın”, “haberleşme konusunda daha fazla tolerans gösterin”, “tesisleriniz kokuyor, temizleyin”, “izinsiz sınırı geçenleri vurmayın”…
Bunlar ne mi?
Bunlar, bir zamanlar iki farklı toplumsal sistemi, biri sosyalizmi diğeri kapitalizmi yaşayan iki Alman Devleti’nden Federal Almanya Cumhuriyeti Başbakanı Kohl’ün, Demokratik Almanya Cumhuriyeti lideri Erich Honecker’e söyledikleri! En küçük bir nezaket yok, Gestapo sorgucusu gibi saldırıyor beyefendi. Honecker de bütün bu suçlama ve talepleri yanıtlamaya çalışıyor elinden geldiğince…
Daha da vahimi, Kohl görüşmede (1987’de geçiyor), açık bir biçimde “biz şimdi sizinle görüşüyoruz ama arzumuz tek bir Alman Devletidir” diyor. Yani, bir Devlet Başkanı’na “senin ülkeni biz yok etmek istiyoruz, kusura bakma” diye sesleniyor! Honecker’in buna yanıtı o zaman “barış”tan başka bir şey olmuyor. Evet, “sosyalizm ile kapitalizm birleşemez” diye özellikle vurguluyor ama ülkesini tehdit eden adama “tek bir Alman Devleti olacaksa, onun sosyalist olması için her şeyi yapacağız” diyemiyor.
Diyemiyor, çünkü 1960’lardan itibaren sosyalist ülkelerin yöneticileri kendilerini batıya kabul ettirmek gibi tuhaf bir saplantıya kapılıyorlar. Sanki onlar haklıymışçasına…
Diyemiyor, Kohl’ün isteği oluyor, kapitalist Almanya sosyalist Almanya’yı yutuyor.
Honecker, Alman karşıdevriminden sonra cezaevinde yazdığı Moabit Hapishanesi Notları’nda* savunmaya çekilmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu teslim ediyor ama neye yarar!
Oysa, emperyalist efendi “seyahat özgürlüğü” mü dedi (bu arada Demokratik Almanya’dan Federal Almanya’ya giden turist sayısının 80’lerde yılda 4 milyonun altına düşmediğini hatırlatalım), “insanlarımızın ülkenizdeki evsizlerin halini görmesini istemiyoruz” diyeceksin; “haberleşme”den dem vurana “Federal Almanya’daki işsiz milyonlara bir an önce iş bulunmasının yararlı olacağı”nı söyleyeceksin; “kimya tesisleriniz kokuyor” arsızlığına Anayasayı Koruma Örgütü’nün rezilliklerini hatırlatacaksın. Böyle yapacaksın ki, bir daha o uğursuz ağzını açamasın!
Büyük devrimciler hep bunu yaptı. Lenin en zor anlarında kapitalistlere kendini beğendirmeye hiç çalışmadı, onları hep suçladı. Stalin sosyalizmi sömürücülerin sorgulamasına hiç izin vermedi. Fidel yanıbaşındaki ABD’den hep bir adım öndeydi, Küba’yı eleştirecekse Kübalılar eleştirirdi, Amerikan yönetiminin ise kimseye akıl vermeye hakkı yoktu!
Bugün Türkiye’de de sol, sağa kendini kabul ettirmekle uğraşmak yerine, sağın; gericiliğin, işbirlikçiliğin ve sömürünün üzerine üzerine gitmeli. Biz haklıyız onlar haksız. Biz meşruyuz onlar gayrımeşru. Biz çağdaşız onlar çağdışı. Bu kadar basit!
(*) Erich Honecker; Moabit Hapishanesi Notları, Yazılama Yayınevi, çeviren: Timur Turgay, 2013.
Print Friendly

Leave a Reply