DEFOLUP TA GİTMEYENLER!

TC

OSMAN TÜRKOĞUZ

osmanturkoguz@hotmail.com

TV. Çeşmealtı;13 Mayıs 2010/29 Ekim ve 10 Kasıma karşın, ağızları yine de açık on arşın!22 Kasım 2012/İHANETLER SÜRDÜRÜLDÜKÇE!

DEFOLUP TA GİTMEYENLER!

İhtilale kalkışmak kalkışma suçudur. İhtilal yapmak suç değildir, İhtilaller Kurucu iktidarları yaratmıştır. Bugün;27 Mayıs 1960’ı ve 12 Eylül 1980’i yargılayanlar o hareketlerin eserleri olan kimselerdir, kendilerini ve dahi kazanmış oldukları kişilikleri inkâr etmektedirler.12 Eylül’ün yaptığı anayasayı korumak için ant içenler, ant içmeyi su içmek yerine koymuşlardır. Dua ile yalvarma ile ve yaltaklanma ile hiçbir hain çekip te gitmez.”Batı haksızlıkları namluya havale eder, Doğu da haksızlıkları Allaha havale eder!”Fransız Papazı ERNEST RENAN. Zamanımızın havale silahı da mahkemeler ve sandıktır gari! Bunlara da pek güvenmek caiz değildir! HALKIN HAKSIZLIKLARA TEPKİSİ EN BÜYÜK VE EN GÜÇLÜ SİLAHTIR. HAYDİ, TÜRK TOPLUMU MEYDANLARA VE CADDELERE. ONLAR DA SATILMADAN ACELE ETMELİSİN

“Göz kamaştırıcı nesnelerin parlaklığı arttıkça; insanların iç gözü de o derece körleşir.”Gılgameş Destanı,3’üncü tablet, Enkidu’nun söylemi.

“Delilik, aynı şeyi tekrar, tekrar yapıp, farklı sonuç çıkarmaktır.”Albert Einstein.

İlgi: Üç evir, Üç Bezerlik““İktidar ve balık çabuk kokarlar; her ikisine de acele gereğini yapmak gerekir” Ostüzü.

EK: osmanturkoguz. blogspot. com

MÖ.59 senesinde; Julius Sezar, Roma Senatosunun duvarına, ilk Gazetesini astığında nasıl bir baş belası yaratmış olduğunu acaba düşünebilmiş miydi?

İlk gazete gibi gazete, Almanya’da yayımlanmaya başlamıştı. Sonra da; diğer Avrupa devletlerinde gazeteler çıkmaya başlamıştı. Basının gücü anlaşılınca da; basın kanunları çıkartılmış ve sansür uygulamasına başlanmıştı.

Günümüzde; ülkemizdeki yazılı ve sözlü basın, gözleri ve kulakları ile düşünenleri etkilemekte, mahkemelere, iktidara ve parlamentoya bile yön vermektedir. Hukuka, insan haklarına ve ulusal değerlere sahip basının olumlu etkisi de göz ardı edilemez. Benim konum bu değildir; ama bu kadarcık serenat yapmak zorunda olduğumu da söylemeliyim.

1981 senesindeydi; haberleri izlerken, İspanya’da yapılan bir Parlamento baskını ekrana getirildi.

Sapsız bir tavaya benzer resmi şapkalı bir İspanyol milis yarbayı, elinde tabancası ve ürkek bakışları ile dünyamızın huzuruna çıktı. Bir grup silahlı ve resmi elbiseli adamı ile İspanyol Parlamentosunu basmıştı. Parlamenterler, korku ve şaşkınlık içersindeydiler. Darbeyi, İspanya Kralı Don Juan de Karlos’un danışmanı olan Orgeneral planlamışmış.

Birdenbire darbe tersine dönüvermişti: Madrit’te ELPAİS adlı sol eğilimli bir gazete yayımlanmaktaydı. Gazetenin yazarı JARİER PRADERA; derhal gazetenin ikinci baskısını piyasaya sürdü. Parola: ”ANAYASA İLE BERABERİZ!” İdi.

Ortalık ayağa kalktı; Kıral Don Juan de Karlos ta, parlamento baskını aleyhine tavır alınca baskın fiyasko ile sonuçlanarak baskıncılar da tutuklanmıştı.

İspanya; İkinci Dünya Savaşından önce; uzun ve kanlı bit iç savaştan çıkmıştı. Nazi Almanyası ve Faşist İtalyanın desteklemiş olduğu General Franka iç savaştan galip ayrılmıştı. General Franka, ülkesini İkinci Dünya Savaşına sokmamış, ölene kadar da, ülkesini demir bir yumrukla yönetmişti. Veliaht olarak ta, Kıral Juan Karlos’u yanına almıştı. Bir gazete ve yürekli ve inançlı bir yazar, İspanyayı felaketten kurtarmıştı.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği de; 1917-1922 arasını kanlı bir iç savaşla geçirmişti. Ayrıca Sovhoz ve Kolhoz tarım sisteminde 8.000.000 kişi ölmüştü, Mayıs 1938 Moskova duruşmalarında da Kızılordunun beli kırılmıştı.

İkinci Dünya Savaşından önce de; Finlandiya-Rus savaşında, Kızılordu perişan olmuştu. 22 Haziran 1941-09 Mayıs 1945 yılları arasında; Nazi Almanyası ile savaşmıştı.

Stalin’in ölümüne kadar da demir perde ile yönetilmişti. Afganistan’a müdahale ederek bir batağa saplanmıştı.

Mihail Gorbaçov’un Komünist Partisi Genel Sekreterliğine gelmesi ile de, Komünizmin iflas ettiği, yeni bir programla duyurulmuştu.

PRESTİROYKA. Amerika ve Batı ile de gerginliğin yumuşatılmasına geçildiğinde; eski komünistler huzursuz olmuşlardı.

Darbeyi de Mihail Gorbaçov’un Genelkurmay Başkanı başlatmıştı. Tanklar Kızıl Meydana dizilmişti. Ünlü Moskova belediye başkanı ve Gorbaçov’un da azılı hasmı BORİS YELTSİN bir tankın üstüne çıkarak darbeyi başarısız kıldı.

Başında bir Çeçenin bulunduğu Sovyet Parlamentosu silahlı direnişe geçmişti. Boris Yeltsin; Birleşmiş Milletler teşkilatına: ”Anayasa ile verilmiş insan haklarını askıya aldığını” telle bildirerek, parlamentoya karşı güç kullanmış ve parlamentoyu topa tutmuştu. Komünistlerin ünlü iki gazetesinden hiçbir tepki gelmemiştir:

PRAVDA ve İZVEZTİYA. KIZILYILDIZ gazetesi de susmuştur!

Sivas’ta İRADEYİ MİLLİYE; Ankara’da HÂKİMİYETİ MİLLİYE ve ULUS gazeteleri Türk Devrimini canla ve başla savunmuştu.

1906 yılında da; İran Şahı, İran Meclisini topa tutturmuştu.

16 Mart 1920 günü de; İngilizler ve Fransızlar, Osmanlı Mebusan

Meclisini basarak,58 devlet adamımızı Malta’ya sürgün etmişlerdi. Bu sürgünlerden 16’sı adadan firar ederek ülkemize gelmişlerdi; geri kalanları da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal esaretten kurtarmıştı.

Fransız ihtilalından önce ve sonra da Fransız parlamentosu askerlerce basılmıştı.

TBMM’NİN yapısı çok ilginç bir hal almıştır. Yasama organımıza ve mahkemelere ve dahi polise Atatürk’ten Korkanlar Partisi egemendir. Şimdiki adı da halkımız arasında AYAKKABI KUTUSU PARTİSİ olmuştur. Sağ siyasi partilerin Türkiye Cumhuriyetinin başına tebelleş olmaları Eflatun’un demokrasi tanımını doğrulamıştı. Batı âlemi 18’inci asra kadar demokrasi= Oligarşi olarak kabul etmiştir. Büyük Daryüs te TMOKRASİYİ, AYAKLARIN BAŞ OLMASI OLARAK TANIMLAMIŞTI. MÖ.522.

“PLATON’UN/EFLATUN/Devlet’ini okumamayı bir eksiklik sayarım. 8’inci ve 9’uncu kitabını özellikle okumak gerek derim.

”Namuslu memur; ne ailesince, ne de devletince sevilir. Hırsız olup, herkesi memnun eden; fakat namuslu görünmesini bilen memur, herkesçe sevilir, takdir edilir ve onurlandırılır”.

DEMOKRASİLERDE, ÖNCE LİDERİN KARISI VE ÇOCUKLARI HIRSIZLIĞA ALIŞTIRILIR SONRA DA LİDER.“ Diyor. Neler, neler anlattıktan sonra da: ”O zaman, kendileri daha zengin, daha zengin olma peşine düşerler, paraya verdikleri değer arttıkça, doğruluğun değeri düşmeye başlar. Zenginlikle doğruluk öyle şeylerdir ki, ikisini teraziye koyduğunuzda, kefelerin biri hep iner, öteki kefe yukarı çıkar.” Devlet. S.234.

“Bir devlette, zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır.” devlet. S.551,

“Çalıp, çırpma ve yurttaşları yoksulluğa, açlığa ve sefalete iten para hırsı, mutsuz insanlar yaratır. Bu mutsuz insanları görmezden gelen zenginlerse, bir şey düşünmezler. Zehirli iğneleri, yani paralarıyla, darda kalan yurttaşları sokmaya devam ederler. Onlar, sermayelerini büyüttükçe; toplumda, yaban arıları ve serseriler çoğaldıkça çoğalır. Devlet. S.240

Eflatun, şu sonuca varıyor: ”işte bu kavgada, yoksullar, düşmanları yendiklerinde demokrasi kurulur. Evet, demokrasi ya böyle silah gücü ile olur, ya da zenginlerin korkup kaçmasıyla olur.” Devlet. S.24-557

“Oligarşiden demokrasiye geçiş nasıl olursa; demokrasiden zorbalığa geçiş te, aşağı, yukarı öyle mi olur dersiniz?”

Oligarşiyi kuran ne olmuştu; aşırı zenginlik kaygıları değil mi? Oligarşiyi yıkan da bu doymak bilmeyen zenginlikten başka şeye değer vermeyen tutku olmuştur.” Devlet. S.246-562,

Özgürlük, bir demokrasi devletinde herkesin:”En güzel şey” dediği O’dur. Bu özgürlüğe susamış devletin başındakiler, içki sunmasını bilmeyen sakilere döndüler mi, demokrasi alabildiğine hürriyet için sarhoş olur. Halkı yönetenler, her yola girmesini beceremez, her istenen özgürlüğü veremez olunca; halk onları suçlandırır; hain diye, oligark diye cezalandırır.” Devlet. S.247-562c-d

“Oligarşinin başını yiyen hastalık, burada da özgürlükten doğar; daha büyük bir hızla gelişir ve sonunda, demokrasiyi köleliğe çevirir; çünkü he aşırılığın ardından her zaman, sert bir tepki gelir. Mevsimlerde, bitkilerde ve tüm canlılarda böyle olur. Devletlerdeyse, hepsinden daha çok olur.” Devlet. S.248-563-c.”Osman Türkoğuz, Üç Devir ve Üç Benzerlik.

 

Türkiye Cumhuriyetinin oluşturmuş olduğu /91/ senelik birikimler yok sayılarak bir karmaşa ortamı yaratılmıştır. Haksızlıklar, adam kayırmalar, devlet ihaleleri, vurgun, talan öyküleri gazetelerimizin günlük önemsiz haberleri haline gelmiştir. TBMM Başkanlığında;/bugün 900/ adet suç dosyasının DOKUNULMAZLIKLARIN KALDIRILMASI için sıra beklediğini okuyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti bir keşmekeşe sürüklenmektedir. Tüm bu olumsuzlukların nedeni de Milletvekillerinin içinde bulundukları durumdur. Bunu şöyle ifade edebiliriz:

1*Suç dosyalarının varlığı;

2*19.500.00TL:lık aylık maaş,

3*5000.00TL’lık emekli maaşı. 2014’te 7000TL,yakın artış olacaktır.

Bu şartlar ve dış baskılar nedeni ile Milletvekillerinin her teklife el kaldırarak olur vermektedir.”KÖLE BİR KİŞİNİN KÖLESİDİR, MUHTERİS VE ÇIKARCI HERKESİN KÖLESİDİR. AHLAKSIZLAR DA AHLAKSIZLIĞIN KÖLESİDİR.

“Başarılı, Sevilen ve Sayılan General; arkasındaki 40/Kırk/ askerlere Parlamentodan içeriye hışım gibi girdi. Kılıcının kebzesi ile oynayarak kürsüye çıktı. Kartal bakışları ile etrafını süzerek konuşmaya başladı:

“Oturumunuzu sonlandırmaya geldim. Meclisi yaptığınız her icraat ile kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son vermeye geldim.

Siz ki fitneci, fesatçı meclis üyeleri, siz ki iyi bir hükümet olmak dışında her şey!

Kiralık sefil yaratıklar, zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa çıkaranlar, birkaç kuruş için Tanrı’ya ihanet edenler, içinizde bir parça da olsun erdem kalmadı mı?

Bir parça vicdan da mı yok?

Atım kadar bile dindar değilsiniz.

Satılığı çıkarmadığınız bir değer de kalmadı!

Ulusunuz adına iyi bir şey düşünemez misiniz? “     Sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz bu kutsal meclisi, o varlığınızla kirletiyorsunuz!

Tanrı’nın kutsadığı bu meclisi, ahlak yoksunu davranışınızla hırsızların ini haline çevirdiniz!

Halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız!

Siz ki halkın umutsuz dertlerine çare olmalıydınız. Kendiniz halka en büyük dert kaynağı oldunuz!

Ama ülkeniz beni asırlardan beri temizlenmemiş bu ahırı temizlemeye çağırdı!

Ve bu gücü de bana Tanrı verdi!

Bu şeytan ocağını yönetmeye geldim!

Vay halinize!

Şimdi derhal defolun!

Acele edin rüşvetin köleleri!

Acele edin gidin!

Süslü saltanat eşyalarınızı alın ve defolup gidin!”

Bendeniz, zaman, yer ve muhatabı söylemeden bu nutku okuduğumda:

“Deli misin? Seni tutuklarlar!” Dediler!

Aslında bu nutuk; 20 Nisan 1653 tarihinde; kokuşmuş olan İngiliz Parlamentosunda General Oliver Cromwel tarafından hırsız, yalaka, dolandırıcı ve soyguncu milletvekillerine karşı atılmıştı.

Benzetmeler ve benzerlikler benim eserim değildir, Sayın Seyircilerimiz.

Kaynak: Cumhuriyet gazetesi, 13 Eylül 2009 Sayın Zeynep Oral.

Sonra ne mi olmuştu? Hırsızlar ve soyguncular, Rahmetli General Oliver Cromwel’in ölüsüne etmedik işkenceler bırakmamışlardı.

1980 senesinde de Türk Parlamentosundaki durum 20 Nisan 1653’deki İngiliz parlamentosundaki gibiydi. Kısır siyasi çekişmeler, iki çocuksuz liderin gençlerin

Öldürülmelerine karşı duyarsızlıkları ve kısır keçi inatları Türkiye’yi kilitleyerek dağılmanın eşiğine getirmişti. TSK duruma müdahale ederek vaat ettiklerini sağladıktan sonra kışlasına çekilmişti. Son durumu utancımdan anlatmayayım gari. Bizde tam tersi oldu: Politikacılar Silahlı Kuvvetlerimizin en yiğit komutanlarını ve en onurlu bilim adamlarını sağ iken toplama kamplarına doldurdu ve demokrasi umutlarımızı çıkarları için soldurdu.

Print Friendly

Leave a Reply