Gemilerde Tarih Var – Soner YALÇIN

Gemilerde Tarih Var

14 Haziran 2015

Sadun Boro öldü. 10.5 metre boyunda “Kısmet” adlı teknesiyle 1965’te çıktığı ve üç yıl süren dünya seyahati onu “Yelkenliyle dünya turu yapan ilk Türk” olarak tarihe geçirdi. “Kısmet” bugün İstanbul’da eski Haliç Tersanesi’nin olduğu yerde, Rahmi Koç Müzesi’nde sergileniyor. “Kısmet” Türkiye tarihinde bir ilki başardı. Peki… Dünya tarihinin seyrini değiştiren; Santa Maria’dan Granma’ya ünlü gemileri bilir misiniz?

 

Türklerde ilk kez Aydınoğulları Beyliği (1308-1426) döneminde efsanevi denizci Umur Bey (1309-1348) bir gemiye “Gazi” ismini verdi.
Umur Bey’den sonra uzun yıllar boyunca askeri gemilere isim verilmedi. Ta ki 1645 yılına kadar…
1645 yılında başlayan ve kesin sonuç alınamayınca, uzun süreli yıpratma harbine dönüşen Girit Savaşı’nda kayıpların artması Türk halkı arasında derin üzüntü yarattı. Donanmanın güçlendirilmesi ve zaferin bir an önce kazanılması için yardım kampanyası başlatıldı. Mısır Çarşısı’nın yakınında bulunan Uzunçarşı esnafıkampanyaya büyük destek verdi ve topladıkları paralarla 1650 yılında bir harp gemisi yaptırarak donanmaya armağan etti. Gemiye “Uzunçarşı” adı verildi.
Böylece… Gemilere isim verme geleneği başladı…
Bu bir başka hayırlı olaya vesile oldu; Girit seferine katılan ve haritacılık ile denizcilik konularıyla ilgilenen Katip Çelebi (1609-1657), “Tuhlefü’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar” (Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan) kitabını yazdı.
Osmanlı deniz tarihi denince sanırım üç efsanevi kardeşi bilmeyen yoktur; Oruç Reis, Hızır (Barbaros Hayrettin) Reis ve İshak Reis.
Bu kardeşlerin hizmetindeki Piri Reis, Amerika Kıtası’nı gösteren “Dünya Haritaları” ve “Kitab-ı Bahriye”kitabını yazıp “görev kusuru” nedeniyle idam edilirken, başta “Santa Maria” adlı gemi olmak üzere Avrupa’nın ticari gemileri “yeni dünyayı” keşfetmek için yola
çıkmıştı bile…

KILAVUZ AHMET MACİT
Kristof Kolomb (1450-1506)…
İtalyan Cenovalı kaşifi; 1492’de İspanya Kralı himayesinde Atlas Okyanusu’nu geçip “Yeni Dünya’ya”/Amerika Kıtası’na ulaştıran bayrak gemisinin adı, “Santa Maria” idi.
Santa Maria”ya eşlik eden; “Nina” adlı geminin kaptanı Martin Alonzo Pinzon ile “Pinta” adlı geminin kaptanı Vicente Yanez Pinzon kardeşti! (ABD’nin en önemli su altı arkeoloji araştırmacısı Barry Clifford geçen yıl Haiti’nin kuzeyinde buldukları gemi enkazının Santa Maria’ya ait olduğunu iddia etti. Çalışmaları sürüyor.)
Sadece Kolomb değil; 1497’de bir başka İtalyan denizci Sebastian Cabot, İngiltere’den “Matthew” adlı gemi ve 18 kişilik mürettebatla yola çıktı. O da “Yeni Dünya’ya” ulaştı ama o da kıtanın neresi olduğunu anlayamadı! (İngiltere “Matthew” adlı geminin kopyasını 1996’da yaptı ve geminin yola çıktığı Bristol’da gemi-müze olarak sergiliyor.)
Her ikisi de Hindistan’a geldiğini sandı.
Oysa Amerika’ya ayak basmışlardı.
Yıl, 1499. “Saint Gabriel” gemisiyle Hindistan’a denizden giden ilk Avrupalı denizci Vasco da Gama oldu. Baş kılavuzu Müslüman coğrafyacı Ahmet Macit idi.
Macellan ise dünya turunu yapan ilk kaşifti. Fakat ne Macellan ne de gemisi “Trinidad” dönüşü gerçekleştirdi. Öldüler. Filodaki üç gemiden sadece “Victoria”; kaptan J. Sebastian Elcano komutasında 6 Eylül 1522’de İspanya San Lucar Limanı’na demirleyerek büyük turu tamamladı…
Saint Christopher” adlı gemisiyle Afrika’yı dolaşıp Ümit Burnu’nu aşarak Hindistan’a ulaşmak isteyen Bartolomeo Dias da canını veren kaşiflerden biriydi.
Ve bunların hepsinin nedeni, Osmanlı idi…
Çünkü Avrupa mutfağına büyük darbe indirmişti!

ŞEYTANIN ÜLKESİ
Mesele sadece mutfağı zenginleştiren; karabiber, zencefil, tarçın gibi baharatlar değildi.
Kadınlar da beğenilmek için misk, amber rayihalı gülyağı gibi kokuya ve şık giyinmek için ipeklere ihtiyaç duyuyordu. Seylan’ın beyaz incileri ve Nasingar’ın mavi pırlantaları modaydı.
Eczacılar; afyon, kafur, kitre gibi malzemelerle ilaç yapıyordu.
Bunlar ise Doğu’da vardı!
Ve bu çok kazançlı bir ticaretti!
Fakat… Başta Hindistan olmak üzere Doğu ticaretini ancak Türk ve Arap tacirlerinaracılığıyla yapabiliyorlardı. Bu da pahalıydı.
Üstelik… Karayolu güzergahları tek tek Osmanlı egemenliği altına giriyordu.
Hindistan’a giden gümrüksüz, bağımsız başka bir yol bulma arzusu ortaya çıktı; deniz yolu...
Kolay değildi. Orta Çağ dogmatizmine göre, denizlerin ötesinde fokur fokur kaynayan “karanlığın yeşil denizi”/”şeytanın ülkesi” vardı; oraya giden önce zenci olur sonra ölürdü! Bu nedenle gemilere koruyucu Hıristiyan azizlerin ismi verildi!
Girişimcilik ruhu dinci safsatayı aştı; hurafe son buldu.
Avrupa merkezli ticaret hızla gelişip rönesansı doğururken; II. Beyazıt ve sonrası gerici padişahlar fetih ganimetlerinin sonsuza kadar süreceğini düşünüyordu! Sonuç malum:
Macellan’dan 443 yıl sonra…
Sadun Boro’nun “dünya turu yapan ilk Türk” unvanı almasını unutamıyoruz!..
Şaşırtıcı mı?.. “Belgica” adlı gemi Antartika’yı keşif yolculuğuna çıkarken; gemileri limanlarda çürüten vesveseli padişaha bugün hâlâ methiyeler dizilmiyor mu?..

GENELEV BOYANDI

Nuh’un Gemisi ülkemiz topraklarında diye seviniriz!
Alman gemisi Goeben’e kurnazlık yapıp “Yavuz” adını verip Birinci Dünya Savaşı’na sokuluruz!
ABD’nin “Missouri zırhlısı İstanbul’a geliyor; aman Amerikan askerlerine mahcup olmayalım” diye utanmadan genelevleri boyatırız!
Diğer yanda...
Kırım Savaşı’na katılan “Mahmudiye”; Çanakkale Savaşı’nda ünlü İngiliz gemisi Goliath’ı batıran “Muavenet-i Milliye” ve “Hamidiye” kruvazörünü jilet yaparız.
Çanakkale Savaşı’nın mayın gemisi “Nusrat”ın ise elimizde sadece orijinal parçalarından kaburgası kalır!..
Oysa…
Yunanistan, Averof; Bulgaristan, Drutsky; İngiltere, Victory, Belfast ve Cutty Sark;ABD, Teksas, Intrepid, Constitution; Stockholm, Vasa gibi nice gemileri günümüzde birer müze-gemi olarak kullanıyor.
Kimileri ise bugün, İstanbul’un simgesi şehir hatları vapurlarını yok etmeye çalışıyor!
Gemi deyince akıllarına ilk gelen çocuklarına aldıkları milyon dolarlık ticari gemilerdir…
Fark budur.

DEVRiME YELKEN AÇAN GEMiLER

BANDIRMA VAPURU: 1878’de İskoçya/Glasgow’da yolcu ve yük vapuru olarak inşa edildi.
Geminin ilk sahibi Dussey and Robinson şirketi idi ve gemiyi “Torocaderto” adıyla 5 yıl çalıştırdı. 1883’te Yunanistan’daki H. Psicha Preus firmasına satıldı. “Kymi” adı verilerek Londra’da olan kaydı Pire Limanı’na alındı. 1890’da gemiyi başka bir Yunan firması olan Cap. Andereadis aldı. 12 Aralık 1891 tarihinde gemi battı; aynı yıl içersinde yüzdürülüp ve İstanbul’daki Rama Derasimo firmasına satıldı. 1894’te -o zamanki Deniz Yolları İşletmesi anlamına gelen- İdare-i Mahsusa’ya devredildi. Türk Bayrağı çekilerek, adı “Panderma” olarak değiştirildi. İdare-i Mahsusa, 28 Ekim 1910’da Osmanlı Seyrüsefain İdaresi (Osmanlı Denizcilik İşletmesi) olunca geminin adı “Bandırma” olarak değiştirilerek posta vapuru olarak kullanılmaya başlandı. Ve…
19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Samsun’a çıkararak Büyük Kurtuluş’un simgesi oldu…
Sonra… Bozmacı İlhami
Söker’e satıldı ve dört ayda parçalandı…

POTEMKİN ZIRHLISI:İsmini 18. yüzyılda yaşamış Rus generali Grigoriy Potyomkin’den aldı. Nikolayev tersanesinde 1898’de inşa edildi. 1904’te denize indirildi. Rusya’nın Karadeniz filosunda görevliydi. Haziran 1905’te gemide askerler subaylara karşı isyan etti. Gemi, genel grevdeki işçilere destek için Odesa Limanı’na kızıl bayrak çekerek girdi. Çar’ın gemiyi batırma emri üzerine Potemkin zırhlısı Romanya’ya kaçtı.
Fakat bu isyan sadece; ileride gerçekleşecek Bolşevik devriminin öncüsü olmadı; adına yapılan film de sinema tarihine geçti.

AVRORA KRUVAZÖRÜ: 1897’de St. Petersburg-Admiralti Tersanesi’nde inşa edildi. Üç yıl sonra denize indirildi. Çeşitli savaşlara katıldı.
Ve 1917’de Bolşeviklerin safında Şubat Devrimi’ni destekledi. 3 Ekim 1917’de Aleksandr Kerenski hükümeti tarafından Neva Nehri’ni terk etmesi emredildi. Avrora, bu emri reddederek 25 Ekim 1917 saat 09.45’te Kerenski hükümetinin bulunduğu Kışlık Sarayı’na karşı top atışı yaptı. Ardından Ekim Devrimi geldi; Bolşevikler kazandı.
İkinci Dünya Savaşı’na da katılan gemi, 1957 yılından itibaren müze gemisi olarak halka açıldı.

GRANMA YATI: Che Guevara’nın günlüğü, “Roque suya düştü” diye başlar. Roque; Granma yatının kaptanı Roberto Roque Nunez idi.
Granma… 1943 yılında inşa edilen,12 kişilik ve 18 metre uzunluğunda bir yattı. Sahibi bir Amerikalı idi ve yata büyük annesinin adını (Grandma İngilizce büyükanne kelimesinin kısaltması) vermişti.
Yatı; Küba’nın devrik lideri Prio’dan aldığı 100 bin doların bir bölümüyle (50 bin Meksika Pezosu’na) Fidel Castro, 10 Ekim 1956’da satın aldı.
25 Kasım 1956 günü Meksika’nın Tuxpan-Veracruz Limanı’ndan denize açılan Granma, bin bir talihsizlik sonucu 82 devrimciyi Küba’ya ulaştırdı. Ve tarih: 2 Aralık 1956 idi. Karaya çıktıklarının üçüncü günü saldırıya uğradılar. 12 kişi kalsalar da iki yıl sonra zafere ulaşmayı başardılar.
Granma bugün; Havana’daki Devrim Müzesi’nde sergilenmektedir. Bugün
ayrıca…
Granma’nın ulaştığı eski Oriente bölgesinin adı Granma Eyaleti’dir. Keza, Küba Komünist Partisi gazetesinin ismi de Granma’dır…
Uzatmayayım…
Bilim dünyasında devrimler yaratan -Charles Darwin’i Güney Amerika’ya götüren- “Beagle” gibi gemiler bulurken; bizim tarihimizde devrimci JönTürkleri sürgüne götüren II. Abdülhamit’in “Şeref” adlı gemisi vardı… Fark budur.

BÜYÜK TARİHSEL YANLIŞLIK

Neredeyse her yıl…
İtalyan donanmasının yelkenli okul gemisi “Amerigo Vespucci” İstanbul’a gelir. Sarayburnu’na demirleyen gemiyi halk rehberler eşliğinde gezer.
Bu ünlü gemi, hemen tüm gazetelerde ve TV bültenlerinde yer alır.
Buraya kadar problem yok…
Fakat eline mikrofonu alan muhabirler, Amerigo Vespucci’nin Amerika Kıtası’nı keşfedip adını verdiğini söyleyince işler karışır. 500 yıldır tartışılan tarihin en esrarlı sayfasını bizim muhabirler iki cümleyle aydınlatıverir! Oysa...
İtalyan Amerigo Vespucci’nin Amerika’ya gidip gitmediği kesin değildi.
Eğer gittiyse “kaptan” olarak değil “klavuz” ya da “haritacı” olarak gitmişti.
Karışık bir hikaye bu…
Her şey… 1503’te Paris’ten Floransa’ya “Yeni Dünya” başlıklı 4 ya da 6 sayfalık bir broşürün dolaşmasıyla başladı. Yazarı, Albericus Vespucius (Amerigo Vespucci, 1454-1512) idi! İlk kez bu broşürde yeni kıtadan bahsedildi.
Aslında broşürü Albericus Vespucius yazmamıştı. O, patronu Lorenzo de Medici’ye sadece bir mektup yazmıştı. Nasıl olduysa mektup broşür haline getirilmişti!
Yeni dünya ilk kez yazılı olarak anlatılmıştı. Demek… Hz. Adem’in kovulduğu dünyevi cennet bulunmuştu! Ortaçağ sıkıntılarının pençesinde kıvranan Avrupalılar broşüre dört elle sarıldı…
Eh! Bu kadar beklenti olur da matbaacılar boş durur mu; Floransalı matbaacılar 1504’te 16 sayfalık yeni bir kitap hazırlatıp piyasaya sundu.
Artık “Albericus” adı olmuştu “Amerigo”; ve “Vespucius” soyadı da “Vespucci” oluvermişti!..
Sonuçta –arz talep meselesi– matbaacılar/yayıncılar cenneti müjdeleyen bu yayının sayfasını artırdı.
En sonunda… “Yeni dünya”ya “Amerika” adı verildi.
Bunlar olurken Amerigo Vespucci çoktan Sevilla’da ölmüştü.
Zamanla Vespucci masalı aydınlatıldı; hikaye baştan sona şişirmeydi.
Bu kez Vespucci’ye sahtekar-yalancı denmeye başlandı; K. Kolomb’un yıldızı tekrar parlatıldı.
Zamanla “dolandırıcı” nitelemesinin de ağır kaçtığı düşünüldü; çünkü en azından Vespucci’nin tüm bu olup bitenlerden haberi yoktu.
Amerigo Vespucci’nin hazin hikayesi buydu…
Hikayenin güzel yanı ise…
Kralların yerine, sıradan bir adamın isminin bu büyük kıtaya
verilmesiydi..!

Kaynak: http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/gemilerde-tarih-var-858810/?utm_source=sm_tw&utm_medium=free&utm_term=yazarlar&utm_content=gemilerde-tarih-var-858810&utm_campaign=yazarlar

Print Friendly

Leave a Reply