KÜRTÇE BİR DİL Mİ?

KÜRTÇE DİYE BİR DİL YOKTUR!… Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA’dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE’den söz eder. (23)

Rusya’nın Erzurum konsolosu olarak görev yapmış olan Auguste Jaba, 1860 yılında Kürtçe üzerine derlemelerini yayınlamıştır. Daha sonra da Sen Petersburg Bilimler Akademisi’nin F. Justi isteği üzerine Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat’taki 8378 kelimelik bir “Kürtçe” sözlük hazırlanmıştır. Daha sonra da V. Minorsky gibi kürdologlar tarafından bu sözlük tasnif edilmiştir. Buna göre:

3080 kelime …………. TÜRKÇE
1030 kelime ……………….Farsça
1200 kelime ………. Zend lehçesi
370 kelime …………… Pehlevi lehçesi
2000 kelime ………….. Arapça
220 kelime ……….. Ermenice
108 kelime ……… Keldanî
60 kelime ……… Çerkesçe
20 kelime ……………. Gürcüce
300 kelime …….. menşei belli olmayan

olduğu anlaşılmıştır. (Prof. Dr. A. Haluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, sf. 119)

Ahmet Buran’ın “Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Haznesi” başlıklı araştırması, “Kürtçe’de var olan 2000-3000 Arapça ve Farsça kelimenin (aslında sözlüğe bakarsanız 5500) %80’inin OSMANLI TÜRKÇESİ, %40-50’sinin de BUGÜNKÜ TÜRKÇE olduğu”nu ortaya koymuştur. Yeni yayınlanan ve 20.000 kelimelik olduğu söylenen “kürtçe” sözlük de, ilkinden farklı değildir.

Öte yandan, Alman Prof. De Groot en az “1300 öncesine ait GÖKTÜRK ve UYGUR TÜRKÇESİ’nden 532 kelimenin bugün “Kürtçe” diye bilinen ağızlarda hâlâ kullanılmakta olduğu”nu tesbit etmiştir. Bu kelimelerden bazıları şunlardır:

GÖKTÜRK ………….Kürtçe ……………Anlamı

apa …………………….. apo ………………….. amca
mın ………………………….. min ………….. ben, benim, bana
ka ………………….. ka/ko …………… aile büyüğü, yaşlı kişi
kent …………………….. gend/gund …………………… şehir, köy
buge ………………. bug(e) ……………………. gelin
kon …………………… kon …………………. çadır, konak yeri
kutay ……………… kutni ……………….. parlak kumaş
eke ………………kako/kek/keko ……………. ağabey
eke ……………….. axe ………………… ağa
kalın ………………. khalın …………….. başlık parası
lor …………………. lor …………….. süt, lor peyniri
iğit ………………… eğit………………. yiğit
ilan ……………….. ilan …………………… yılan

Kürt ayırımcılar buna karşılık TDK Sözlüğünü ele alarak Türkçe sayılan pek çok kelimenin de Arap-Fars-Latin kaynaklı olduğunu gösterirler. Ama önemli olan kelimeler değil, dil yapısıdır. TÜRKÇE yabancı kelimeleri dahi kendi dil yapısı içinde kullanır. Yani “nev’i şahsına münhasır” bir dil yapısı vardır!..

Kürtçe öyle mi?.. Hayır. Pek çok lehçenin birbirini tutan bir grameri yoktur. Kaldı ki, Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ’ne, özellikle ÖZBEKLER’e ve TACİKLER’e benzer. Kürt ayırımcılar hele bir o diyarlara uzansalar, kendilerini hiç te yabancı bulmıyacaklardır!..

Öte yandan ilk TÜRKÇE sözlüğün neredeyse 1000 yıl önce Divan-ı Lugat-ıt TÜRK olarak Kaşgarlı Mahmud tarafından hazırlandığı unutulmamalıdır… ve bu sözlük tümüyle TÜRKÇE kelimelerden oluşur. Ayrıca Ali Şir Nevai’nin “TÜRKÇE’nin Farsça’dan dahi üstün olduğu”nu oraya koyan 500 yıl önceki eserleri mevcuttur.

Nikitine’e göre, “Kürtçe’nin Hint-Avrupaî (Aryan) bir dilolduğu” tartışmalı olup, mutlak bir kabul değildir!.. Gürdal Aksoy ise, “Aryan” tabirinin Avrupa burjuvazisi tarafından uydurulmuş bir kavram olduğunu “su götürmez bir gerçek”sayar!.. (Kürt Dili ve Söylenceleri, sf. 148)

Bu “aryan” tezini Maurice Duvarger, “saçmalık” olarak niteler ve:

– “Adı var kendi yok bir dille tanımlanan; bu adı var kendi yok halk topluluğunu bir çok sözde bilgin bir yere yerleştirmeye çalıştı. Vardıkları sonuçların birbirini tutmazlığı, bunların saçmalığını da açıkça ortaya koymaktadır,”

der ve, Aryan (Hint-Avrupaî) toplulukların bu tutarsız bilginler tarafından Hindistan’dan Kuzey Afrika’ya, Macaristan’dan Baltık bölgesine kadar 8 ayrı “çıkış noktası” gösterdiklerini belirterek saçmalıklara örnek diye verir!

F. Rödiger ve A.F. Pott “Kürtçe’nin KALDECE (SAMÎ) ile ilgisinin olmadığını, bu dilin İran menşeli olduğu”nu ileri sürerler. Prof. Vladimir Minorsky Kürtçe’yi Kuzey-Batı İran dillerinden biri kabul eder. Ancak bugnkü Farsça’dan ayırır. Kürtçe’nin BAŞKA bir kökenden gelmesi gerektiğini ileri sürer!. Farkları şöyle sıralar:

– Telâffuz farkları,
– Şekil Farkları,
– Nahiv (cümle yapısı) farkları,
– Kelime farkları,
– Ses değişimleri farkları.

Bu büyük farklardan sonra, Kürtçe eğer SAMÎ değilse, eğer FARS (HİNT-AVRUPAÎ) değilse, başka ne olabilir?.. Tabii ki, URAL-ALTAY kökenli!..

Kürtçe ağızlar şöyle sıralanabilir:

Kırmanç : Büyük Zap Suyu’nun Dicle’ye bağlandığı noktadan yukarıya, Zap Suyu boyunca, Urumiye Gölü’ne kadar çizilen hattın yukarısında kalan bölgede konuşuluyor.

Soranî: Bu hattın altında Irak ve İran’da konuşuluyor. Soranî ile Kırmanç dilbilgisi arasındaki fark, İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadar büyüktür. Ancak kelimeler Felemenkçe ile Almanca kadar yakındır. Her iki ağız da köyden köye fark gösterir. Samandağ’la Kirmanşah arasındaki Kürtler, bugünkü Farsça’ya yakın bir dil konuşur.

Zazaca : Sivas-Erzincan-Malatya-Diyarbakır-Bingöl dairesinde konuşuluyor.

Gurânî : Halepçe’nin karşısında İran’da, ve Haningi’nin karşısında İran’da küçük birer dairede konuşuluyor. Zazaca ile Gurânî birbirleriyle bağlantılıdır. Bu da Zaza ve Gurânîler’in aynı ortak kökten geldiğini, muhtemelen Hazar Denizi’nin güneybatı yakasındaki Deylem ve Gilan taraflarından olduklarını gösterir. Bu yüzyıla kadar Süleymaniye bölgesindeki bazı köylülerin “Gurânî” olduğu, ve bölgedeki Kürtler’den farklı olduğu kabul edilirdi. Gurânî halkını, Gurânî konuşanları ve bu köylüleri aynı kökten kabul etmek şüphelidir. Yazar David Mc Dowall, Zaza ve Gurânîler’in Kırmanç ve Soranîler’den önce Zagros bölgesine geldiğini öne sürüyor.

Güney-Doğu Lehçeleri: Bu başlık altındakilerin küçük bir kısmı Haningin-İran sınırı arasında Irak’ta, ve Halepçe-Haningin-Kirmanşah-Sananda dairesinde konuşuluyor.

Zazaki’nin Kırmanç veya diye Kürt ağızlarından tamamen farklı olduğu ise V. Minorsky, Prof. Haddank, Prof. David Mac Kenzie, Ingmar Sauberg, Terry L. Todd, W.B. Lockwood, T.M. Jhonstone ve Prof. Dr. Gouchıe Kojima kesin bir dille ifade edilmiştir. Yani armutlar ile elmalar toplanıp “kürtçe” sayılamaz!.. Ne var ki, echel-ü cühelâ (cahiller cahili) politikacılarımız, aydınlarımız ve TRT yöneticileri hâlâ Zazaki’yi “Kürtçe lehçe” diye sunmakta, Avrupa Birliği’nin aynı yöndeki raporlarına sessiz kalmaktadırlar!

Kaldı ki, KIRMANÇ kelimesi dahi TÜRKÇE kökenlidir!.. KIRMANÇ, KURMANÇ, GURMANÇ diye geçer, KUMAN TÜRKLERİ ile bağlantısı bir yana; KURMAN kelimesi Divan-ı Lugat-ıt TÜRK’te “gedelgeç, yay konan kap, yaylık” (OĞUZ ve KIPÇAK lehçeleri) anlamına geldiği belirtilir. Ayrıca KURMAN büyük bir TÜRK boyunun adıdır. (Macar bilim adamı L. Rasonyi, Dünya Tarihinde TÜRKLÜK, sf. 139,148) KAZAK ve KIRGIZLAR’ın CAPPAS ve MASKAR kollarından birer boyun adı da KURMAN’dır… Yani iki KURMAN oymağı ORTAASYA’da, bir KURMAN-Ç boyu da ANADOLU’dadır!..

KÜRTÇE aslında “DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ”dır!… Özellikle Kırmançça kelimeler büyük ölçüde TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!.

Mesela, Pülümür’de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR’ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?.. (24)

Bazı Kürt oymaklarının öz-be-öz TÜRKÇE adları da müslümanlığı kabul etmelerinden sonra değişmiştir. HALDİ-HALİDİ, CAFARLI-CAFERİ, (ABAZA) ABHAS-ABBAS, KURİS-KUREYŞİ, HASARENLİ-HASENANLI gibi…

V. MİNORSKY, “KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MÜTALÂALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür,” der.

Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR ‘ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER’İN DE İranlı, yani ARYAN OLMADIĞINI göstermektedir.

Ayırımcılar “kürtçe”yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir “kürtçe” olmadığı gibi, hiç bir “kürtçe” ağız da yazıya geçmiş değildir!.. (Bakınız: GOİCHİ KUJİMA)

Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE’yi andırır…

Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi

ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM

şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi

ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ

şeklinde değildir…. Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.

Örnekler:

Ez it we re dibejim …. Min jı wi re da … Kürtçe

Ben ona söylüyorum … Ben ona verdim … TÜRKÇE

I am telling him … I gave it to him … İngilizce

Min sev heye … Ez dewlemend bum … Kürtçe

Benim elmam var … Ben zengin idim …. TÜRKÇE

I have an apple … I was rich … İngilizce

Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor …. Kürtçe

O yolun üstüne ne su var ne çamur …. Türkçe

There is neither water nor mud on that road ….İngilizce

Ez Kırmanç ım … Ez civan ım …. Kürtçe

Ben Kırmanç’ım … Ben civanım (gencim) … TÜRKÇE

I am Kırmanç … I am young …. İngilizce

Zu vare, kalemiha hılda, hikatamın binvise… Kürtçe

Çabuk gel, kalemini al, hikayemi yaz …. TÜRKÇE

Come quickly, take your pencil, write my story… İngilizce

Ez dıbıjim, Kırmançi TURANİ’ye, ew dibiye na… Kürtçe

Ben diyorum ki, Kırmanç TÜRK’tür, o diyor ki, hayır… TÜRKÇE

I say that Kırmanç is Turk, he says no… İngilizce

Vare, çay veho… Kürtçe

Gel, çay iç… TÜRKÇE

Come, have tea…. İngilizce

Bu örnekler Hint-Avrupaî olduğu iddia edilen “kürtçe” cümlelerin nasıl TURANÎ bir gramer yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ’dür. ORTAASYA’da TÜRKLER “ÖZÜM KIRGIZ” der… Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.

İkincisi MİN’dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ’nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA’da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!…

Azeri’nin MEN TÜRKEM demesi ile, ayırımcının MIN KIRD IM demesi arasında ancak ağız farkı vardır!.. Denizli ağzında MUSTEFALİ (Mustafa Ali) bile daha fazla farklılık gösterir!..

Öte yandan ORTAASYA’da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!…

İkinci şahıs TU veya TE’dir ki, SEN’den bozma olduğu ortadadır… Üçüncü şahıs EW’dir. “W” harfinin V’den farkı; birincinin ağzı “O” der gibi yuvarlattıktan sonra telaffuz edilmesidir ki, TÜRKÇE’de TAVUK derken çıkar… Böylece EW’in aslında EO olduğu ve “O” kelimesinden bozma olduğu görülür!…

Şu halde sıralarsak MİN-TE-EW, BEN-SEN-O’dan başka bir şey değildir!… (Bak: Kürtçe Gramer, yazarı Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Deng Yayınları, 1991… Bu sözde Kürtçü ayırımcı yazarın adı bile Türk’tür. Han ünvanını Türkler’den başkası kullanmaz!)

“Kürtçe” ağızların İran’la olan bağlantısına gelince Pers, Sasanî dillerinde, diğer Aryan dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur… Arapça’ya ise sonradan girmiş olup, Etrak (TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır.

Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir.

451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan’ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.

Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar… Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler’e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir.

Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk defa bir BOY olarak Kürt adına ORHUN kitâabelerinde rastlıyoruz… Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez.(Bakınız: ELEGEŞ ANITI, ORHUN KİTABELERİ

Herat’tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır… Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.

Aslında bunda şaşacak bir şey yoktur!.. Çünkü Kürt kelimesi TÜRKÇE’dir ve zengin mânâlar taşır:

KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı

KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin
oturduğu Kürtler köyünde ise “süpürge otu” anlamına gelir.)

KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)

KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)

KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak,
kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)

KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi)
kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)

KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi)

KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi)

(Kürt Meselesi, M. Şükrü Sekban, 1979, sf.18-19)

Daha da enteresanı, geçenlerde (2001, Mart) STV televizyonunda konuşan ve ülkesini tanıtan Afganistan Büyükelçisi gösterilen filimdeki bir halıyı “KÜRDΔ diye adlandırdı… Kendisine, “Niye bu halının adı KÜRDÎ?” diye sorulunca, ne cevap verdi, biliyor musunuz?..

– “Çünkü bu tür halılar Afganistan’daki DAĞLI BİR KABİLE tarafından dokunur,”

dedi!.. Bu da bizim “Kürt” ifadesinin DAĞLI GÖÇEBELER için kullanıldığı tesbitimizi desteklemektedir.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir “Kürt Bölgesi” değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!… Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR!

Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir…

Van Milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey’e sorar:

– “Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt’sen) sana nasıl gelmiş?”

– “Bendeniz 21. OĞUZ’um… Bizde baba evlâdına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider,” cevabını alır.

Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!…

Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!…
(Doğu Anadolu Gerçeği sf. 31)

Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE’dir!..

Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!..

Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği’nin baskısı ile bir “kürtçe” yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet…çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!… Çünkü BİR JAPON DİL UZMANININ DEDİĞİ GİBİ 30’a yakın ağız var. İki komşu köyün “kürtleri” bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!…

Sırada “kürtçe” eğitim var!… Avrupa Birliği’nin istediği ve onların bu ülkedeki uşaklarının “başüstüne” deyip hemen yerine getirmeye çalıştığı her “emir” gibi bu hususu da yakında gerçekleştirmek için kolları sıvayacaklardır.

Ama bakın Yalçın Küçük ne diyor:

– “Paris Üniversitesi’nde, belki de dünyanın en iyi Doğu Dilleri üniversitesinde, Farisî, Soranî, Kırmançi tahsil ettim.”

– “Paris’te pek çok Kürt vardı, (ama) sınıflarımda hiç Kürt yoktu!..”

– “Bir TÜRK (ben), sevimli bir Japon, Türk Harp Akademisi’ne gelecek bir Fransız yarbay, Paris polis departmanından bir komiser, dedesi Sovyet komünizminin kuruluşuna katılmış, adı Tanya bir İsveçli hanım, üç yıl sınıf arkadaşı olmuştuk.”

– “Enstitü’de Kürt öğrenci yok muydu?..

-(El Cevap:) Çoktu!.. Ve bunlar TÜRKOLOJİ okuyorlardı!..” (Tekelistan, 2004)

Fransa’da Kürtler’e baskı mı var?.. Yok!.. Üstelik yağız bir Kürt delikanlısının azad kabul etmez kölesi ve de metresi Bayan Mitterand başta olmak üzere, tüm Fransa’nın kürtçülüğü, kürt bölücülüğü desteklediği düşünülürse, Yalçın Küçük’ün bu tesbiti ibret vericidir.

_________________________

(23)- Yavuz, Edip; aynı eser.

“Kürt” tarihçi Celile Celil bunu destekler mahiyette şöyle diyor:

“Zazaki ve Kuzey Sorani GÜNEY Kürtçesidir. Benim konuştuğum KUZEY Kürtçesidir. Bundan başka Gorani var, Lori var, Mukri var… Kurmançi Arap dilinin etkisi altındaydı… Sorani ise Fars edebiyatı(nın)…”
(Yeni Ülke Gazetesi, 1992 sayı 28)

(24)- Yavuz, Edip; aynı eser.

Bir başka örnek te Kürt ayırımcılar tarafından verilmektedir. Bu kişiler bölgeye sahip çıkabilmek için Nemrut Dağı’ndaki heykellerin ait olduğu KOMMAGENE Krallığı’na bir kulp bulmuşlardır. Sözüm ona bu ad Kürtçe “KONE GİYA = herkesin çadırı” ifadesinde gelmekteymiş!..
(Kafaoğlu, A.Başer-Yücel, Müslim; “Kurtarıcı mı, Masal mı?”
Özgür Gündem Gazetesi, 27.7.1992 günlü sayısı)

KON gerçekten Kürtçe’de çadır demektir. Ama bu kelime öz-be-öz TÜRKÇE’dir!.. Bir yere “konmak”tan gelir. Türk göçebe kültürünün temel kavramlarından birini teşkil eder. O kadar ki, KONAK kelimesi şehir kültürüne bile yansımıştır. konaklamak, konuk bir yana; şimdinin göçebeleri GECE-KONDU’larda dur-durak bulur!..

Yani Kürt ayırımcılar, dil tahlilleri ile bize çok yardımcı olmaktadırlar!..

Kaynak: http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk08.html

Print Friendly

Leave a Reply