Milli Eğitim Komisyonundaki ABD’liler…

“Milli Eğitim Komisyonundaki ABD’liler…
Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkinin Milli Eğitimimize nasıl yansıdığını Metin Aydoğan’ın “ Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005” adlı kitabından verelim:

“…ABD ile yapılan ikili anlaşmaların tümünde ortak olan bir özellik vardır; Bu anlaşmalar planlı bir bütünsellik taşır ve birbirleriyle tamamlayıcı bağlantılar içindedir. Burada görüldüğü gibi, Eğitimle İlgili anlaşma’nın kaynağı, Borç Verme Anlaşması’nın bir maddesiyle karşılanır.

Anlaşma’nın 5.maddesi en dikkat çekici maddelerden biridir. Bu madde yukarıda açıklanan işleri yapma yetkisinde olan ve Türkiye’nin bağımsızlığını dolaysız ilgilendiren kararlar alabilen “Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu” un kuruluşunu belirlemektedir;

“Komisyon, dördü T.C. vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır…

ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi (Büyükelçi) , komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir.”

Milli Eğitim Bakanlığında bugün çalışmalarını “etkin” bir biçimde sürdüren, personel politikalarından ders programlarına, imam-hatip okulu açılmasından yüksek islâm enstitülerinin yaygınlaştırılmasına dek pek çok konuda stratejik kararlar “önerebilen”; “Milli Eğitimi Geliştirme” adlı bir komisyon vardır.

1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıydı. Komisyonun başında L. Cook adlı bir Amerikalı bulunuyordu. L. Cook’tan ayrı olarak, adı Howard Reed, unvanı “Milli Eğitim Bakanlığı Bağımsız Başdanışmanı” olan, bir başka “etkin” Amerikalı daha vardı. …

Amerikalıların Türk Milli Eğitimine 1949’dan beri süregelen “ilgileri”, günümüze dek hiç eksilmedi. Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından yatılı bölge okullarının işlevsizleştirilmesine, “vakıf üniversitelerinden” yabancı dilde eğitime dek yaratılan karmaşa ortamında; paralı hale getirilen Türk Milli Eğitimi bugün, altından kalkılması güç sorunlar içindedir…”

kendi yorumum: “Bununla beraber Atatürk’ün kurmuş olduğu Türk Tarih Kurumu’nun ve bağımsız bilim adamları tarafından yazılan Türk Tarihi…(4.cilt) kitapları 1949 da müfredattan kaldırılmıştır. Çünkü Atatürk’ün zamanına kadar ; biz Avrupalılar Anadoludan gelmeyiz,Hitit, Sümer ve Ari bizim atamızdır , siz 1071 de anadoluya geldiniz ,önceniz yok, barbarsınız, göçebesiniz, kültür ,dil ve hukukunuz yok; derdi…Atatürk bağımsız bilim adamlarının çıkartmış olduğu sonuçlarla Hitit ten önceki Hatilerin atamız olduğunu, Sümercenin ve Etrüksçenin Türkçenin akrabası olduğunu kanıtladı. Yani biz Avrupalının dediği gibi 11.yy.da değil bundan asırlar önce bu Yurttaydık… Semra B.
………..

“David Rockefeller, 1999 yılında uluslararası Newsweek Dergisine verdiği bir mülakatta,

‘Yeni Dünya Düzeninde, uluslararası toplum yararına bağımsızlıklarımızdan vazgeçmeli ve Dünya Vatandaşlığını benimsemeliyiz.

Gelecekte dünya üzerinde, ülkeleri yöneten hükümetler olmayacak. Bunun yerine uluslararası şirketler olacak.

İnsanlığa hizmet için en uygun yol, serbest piyasa ekonomisidir ve bunun sağlanması adına hiçbir sınır kalmamalıdır’ demiştir”

Burada da ne diyor Rockefeller :“ uluslar arası toplum yararına ulus-devletler ortadan kalkacak, yerini dünya vatandaşlığı alacak”…

Rockefeller’e göre bunun için de Çok Uluslu Şirketler/Ulus-Ötesi aracılığı ile işleyen Serbest Piyasa Ekonomisi’ne dayalı bir Demokrasi anlayışı küresel çapta uygulanmalıymış.

Bu yönetimin asıl adı, erdemli insanların yönetimi düşüncesi ile özdeşleştirilmeye çalışılan “Seçkinler Demokrasisi” değil, “ Plütokrasi’dir (Zenginlerin Egemenliği).

David Rockefeller da küresel çaptaki bu sözkonusu plütokratlardan biridir.

Üst kısımda okudunuz, Rockefeller Hanedanlığı, söz konusu yazarımıza göre insanlığa barışı, kardeşliği, eşitliği getirecek bir grup akil adamdan oluşacak olan seçkinler demokrasisinin mimarı ailelerden…

Aslında tam bir noktada yani Rockefeller denince bende bir çağrışım oluyor; önceden okuduğum bir makaleden dolayı.

Makalenin adı “Nelson A. Rockefeller’den ABD Başkanı Eisenhower’e 1956’da Yazılan Gizli Mektup” . Makalede geçen bilgiler, M. Emin Değer’in “ Oltadaki Balık Türkiye” ( Çınar Yayınları, 1993) adlı kitabından…(2)

Rockefeller Hanedanlığı’nın 50’li yıllardaki sözcüsü Nelson Rockefeller’in söz konusu mektubundan Türkiye ile ilgili kısımdan bir alıntı:

“Sevgili Başkanım,

3. Bu ilkelerden hareketle, Amerikan iktisadi yardımının yapılacağı ülkeleri üç grupla toplamayı teklif ediyorum. Ekonomik işbirliğinin çeşitli biçim ve metotları, bu her üç grupta da kullanılmalıdır:

Birinci gruba bizimle dost olan ve bize uzun süreli, sağlam askeri paktlarda bağlanmış olan antikomünist hükümetlerin iktidarda olduğu ülkeler girer. Bu ülkelerde yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.

Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım, örneğin Türkiye’ye, bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir.

Yani, bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere -Türkiye gibi- doğrudan doğruya iktisadi yardımda yapılabilir, ama bu ancak bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve miktarda olmalıdır.

Bunlarla bağlantılı olarak özel sermaye yatırımlarını da ayarlamak gereklidir. Hükümet, özel sermaye yatırımlarını cesaretlendirmeli ve onlardan akıllıca yararlanmasını bilmelidir. Bu yatırımlar yardımıyla birçok politik amaca ulaşılabilir.

Bu tip özel sermaye yatırımları, zamanla bütün gayrimeşru muhalefeti ve politikalarımıza karşı mukavemeti ortadan kaldırabilmeli veya nötralize edebilmelidir. Ayrıca bizi desteklemekte kararsız ve sallantılı olan bütün şahsi teşebbüs ve menfaat çevrelerini etkilemelidir.

Aynı zamanda ABD ile işbirliğine hazır yerli işadamlarına yardım artırılmalı ve böylece bu işadamlarının, ilgili ülkenin ekonomisinde kilit noktalarını ele geçirmeleri, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır…”

Print Friendly

Leave a Reply