Aklım Ağrıyor

Aklım Ağrıyor

Feza TiryakiHaberler
31 Ocak 2013

Bilirsiniz, eski çağlarda bir düşünüre sormuşlar:

“Ülkeyi yönetseydin ilk önce neyi düzeltirdin?”

Düşünür, hiç düşünmeden:

“Dili düzeltirdim.” demiş. “Dil bozulursa kültür bozulur, kültür bozulursa adalet yoldan çıkar. Adalet yoldan çıkarsa işin sonunun nereye varacağını artık kimse kestiremez.”

Bizi yönetenler, yönetenlere hükmedenler işte tam da bunu istiyorlar:

“Dilimizi bozmak!” Kültürümüz hızla bozuluyor. Adalet zaten çoktan yoldan çıktı. Bize ölümlerden ölüm beğen deniyor.

Dilimizi gizli gizli de değil, göstere göstere bozdular, bozuyorlar.

Özal döneminde başlatılan bu “ yabancı dil furyası” nı, yabancı dil sevgisini nasıl açıklayacaksınız? Daktilo yazarken kullandığımız, Türkçe için araştırılıp bulunan , Türk diline en uygun, bu “F “ sesi ile başlayan Türkçe yazı dizimi yoksa neden ortadan kaldırılsın?

Özellikle neden İngilizceye uyanı kabul edilsin? Okullara, devlet kurumlarına, aklınıza gelen her yere bu sokulsun? Bilgisayarın yaygınlaştırılmasıyla birlikte “ F(fe) yazı dizimi” (f klavye) yok oldu gitti. Ne arayanı var, ne soranı, ne de, “Bizim dilimiz İngilizce mi, ne bu “Q” (kû) ile başlıyor? Bizde q harfi mi var, en önemli yerlerde Türkçede kullanılmayan, az kullanılan sesler niye dizili? Biz aklımızı mı yedik? “diyeni… Kimse karşı çıkmadı yazım dizinini bozanlara. Bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki yazar dışında kimselerden ses soluk çıkmadı.

Bilgisayar yaygınlaştı. Bizler tarzanca yazar okur duruma geldik. Artık dilimiz ne doğru dürüst Türkçe, ne İngilizce… Şu an karışım. Arapça da belli etmeden sofradaki yerini alıyor. Sonrasında , belki okuyanların bir kısmı düzgün İngilizceye dönecek… Bir kısmımız çaktırmadan, “Osmanlıca’ya döneceğiz, eski dilin küllerinde gezineceğiz, sönük ateşi canlandırmaya çalışacağız. Ölüyü (eski dili) sarsacağız. Halk, böyle nece olduğunu bilmediği şekilde yazacak, ne bulduysa onunla bir şeyler karalayacak, azıcık kitap okumuşlar ise şişinerek İngiliz’in diliyle düzgün yazdıklarını söyleyecekler, kendilerine paye (derece) çıkaracaklar bu rezillikten…

Herkes özeleştiri yapsın, kızmasın doğru değil mi bu dediklerim? Türkçemizin seslerine nasıl kıydık, nasıl tek tek kıyıma uğrattık Türkçe seslerimizi gözümüzü kırpmadan?

Bize özel sesleri yazamıyoruz bilgisayarda eğer özel ilgi göstermezsek, Türkçeye çevirtmezsek yazım sunumunu. Bundan gocunan da yok işin en acıklı yanı bu.

Sen “I” sesini gözden çıkarırsan, “Ü” yü yok sayarsan, ‘Ö’ de neymiş, “O” neyimize yetmiyor diye sorarsan,“Ç” (çe) gereksiz dersen, “Ğ “ (yumuşak ge) zaten az kullanılıyor diye geçiştirirsen, “Ş” (şe) olmasa da olur Amerika’nın dolar imi ne güne duruyor diye düşünürsen, bir de üstüne üstlük sana dayatılan casus sesleri “W, X, Q” ( çift ve, iks, kû) alır koynuna sokarsan olacaklara neden şaşarsın bir söylesene?

Katilin olacak sesleri her durumda kullanırsan (Web dersen tanıtıma, gökdelende değil, “Tower”lerde oturursan, akvaryumu artık “Aquarium” diye yazarsan, biletini “Biletix” ten alırsan…), adını değiştirip bunlarla yazarsan (Nurwer, Melekshen, Atakhan, İsyanqar, Aware… ), böylece bir bok yaptığını sanırsan, en az bunu bilerek yapanlar kadan suçlusun! Dilinin katillerinden biri de sensin!

Özal’la başlatıldı bu özünden dönüş, haine hizmet, özünü, kimliğini, varoluş belgeni kendi elinle kesmek, yırtmak… Daha önceki yıllarda bunlar en azından bu hainliği gizli saklı yapıyorlardı. Kolejlerle, yabancı dilli okullarla… Halka fazla inmeden, kendini soylu sanan bir takım avanaklarla, sonradan görmelerle… İngilizce yazılı gömlekle, altında kısa şortuyla asker denetlediydi bu Atatürk’ün koltuğuna bir süreliğine oturttuğumuz kısa kollu, kısa boylu adam… Geçenlerde de mezarı açıldı, bu at izinin it izine karıştığı puslu günlerde… Sonunda bu işten çıka çıka yirmi yıl toprak altında kalan etlerinin çürümemişliği masalı çıktı. Beyinlere o bir evliyaymış dedirmek, kafaları bir kez daha karıştırmak için…

Başlattığı bölücülük çoğu kişi yönünden ancak şimdi anlaşıldı. Bizim gibi ta o zamanlar buna karşı çıkanlara, bugünleri görenlere, kaçık, hasta, deli bu, denilmişti.

Aradan neredeyse otuz yılı aşkın süre geçti, bakınız, bu hain iş, vatana ihanet saklanamaz şekilde, iyice ortaya çıktı.

Bize, bu hainlerce, hain çetesinin Batılı başıyla biçilen gömlek çoktan beridir gizli değil. Eni boyu, modeli, takıları, süsleri hepsi hepsi ortada:

“Türkçeyi göklerimizden indirmek, ses bayrağımızı elimizden almak istiyorlar.”

Bunun yarı yolunu çoktan geçtiler.

2009 yılında, o yılın başında, Türkiye’de, Türkçeye eş olamayacak, eğitim dili, kültür dili olamayacak, yalnızca bir konuşma dili olan, onu da çok az kişinin konuştuğu, konuşanın bir iki milyonu geçmediği söylenen bir yerel ağızla, devletin televizyonu ve radyosu 24 saat kesintisiz yayına başladı. Kuzey Irak’ta Amerika’nın kurduğu yapay devletçiğe (Büyük İsrail) destek için. Buranın dilini bölge dili yapmak, dayatmacıların dayattığı, Kürtçe dedikleri kendi olmayan adı olan dile ad katabilmek, beş altı ağzı birleştirerek dil yaratabilmek için.

Yıllardır bunu yürütüyorlar, bir bölgemizi ülkemizden ayrıştırıyorlar, herkes suskun.

Kuzey Irak’taki bu kukla devletçik de topu atmış bu arada. Dil yönünden topu atmış, batmış, çuvallamış, ebeyi görmüş… Bizden saklamışlar. Anayasalarını Arapça yazmışlar olmamış. Bu Kürtçe dedikleriyle denemişler, olmamış… Eğitim dillerini Arapça yapamamışlar. Farsça olmamış. Bu dedikleri dille yapmak istemişler, bu dil(?)yetersiz kalmış. Sonra ne mi yapmışlar? İngilizceyi eğitim dili yapmışlar, iyi mi?

Bizde Kürtçe Kürtçe diye yırtınanlar bunu bilmiyor mu? Aralarında Türkçeyle anlaştıklarını, ortak bir dillerinin olmadığını biz bilmiyor muyuz? “ O, “İyi bildiği dilde savunma hakkı”, “Savunmada en iyi bildiği dili konuşma” yasa önerisinin palavra olduğunu, bunun bir dil yaratmak, böylece ayrı bir halk yaratabilmek için olduğunu, en sonunda, Türkçe olmasın da ne olursa olsun kabulüm diyerek, süklüm püklüm bunların İngilizceye döneceklerini bilmiyor musunuz?

Bunu yasalaştırıp onaylayanlar bilmiyor mu burdaki amacı?

O halde eğri oturup doğru konuşmanın zamanı geldi de geçiyor.

Bizi hızla sömürgeleşmeye götürüyorlar. İki dilli, çok dilli, bilmem ne dilli falan olmayacağız!

Ya ne olacağız?

Tıpkı Kuzey Irak’taki kukla yönetim gibi olacağız. Eğitim dili, devlet dili İngilizce olan bir kalabalık! Kendisini yitiren insanlardan toplanmış patatesten bir kalabalık… Bir de birleştirirlerse Kuzey Iraktaki yönetimle ülkemizi, Allah korusun, ne oluruz bir düşünsenize?

Kürtçe dedikleri eğitim diline yetmeyeceğine, anlaşma dili olamayacağına göre, Türkçe olmazsa olmazı olduğuna göre ülkemizin, bu pisliği neden yediler bunlar? Sonuç? Sömürgeleşmenin olmazsa olmazı el diline, kovboy diline, sömürge diline, bizim için hiçbir şey ifade etmeyen, bize yedi kat yabancı dile yapıştırmak koskoca Türk Ulusu’nu … Neden?

Atatürk Cumhuriyeti gidiyor!..

Dilimiz elimizden gidiyor. Ülkemizi dille bölecekler. Dil demek Türkçe demek! Türkçe, Atatürk demek! Atatürk, Türkiye demek!

Türkçe giderse Türk kalır mı? Türk Ulusu kalır mı? Türk Ulusu giderse Türkiye kalır mı? Türkiye, Türklerin vatanı, Türklerin yurdu demek… nasıl Fransa Fransızların yurduysa, Yunanistan Yunan yurduysa…

Türk adı çıkarılırsa anayasandan, bunu yaparlarsa, bir düşün istersen, senin ülkene Türkiye derler mi? Bunların çok sevdiği adla anılırsın:

“Anatolia” Bu adla ulusal bir televizyon bile kurdurmuşlar sana. Karadeniz televizyonu kendine Karadeniz “ tivi” diyor. Giresun’u, Ordu’yu anlatırken, geçen gün izledim, buralardan bir belgeseli gösterirken onlarca Rum adıyla, Rumca sözlerle, fi tarihinin olmamış uyduruk öyküleriyle anlatıyor buraları… Burasının asıl sahibi Rum diyor bilinç altına. Ah çekiyor, ah çektiriyor, biz neler yapmışız, ne kötülükler… dedirtiyor. Hele hele TRT yapımları. Özel olarak kurgulanmış, algı değiştirmeye odaklanmış. Bir izleyin bakın bunlar Güneydoğu’yu toptan Arap, Ermeni, Yahudi gösteriyor. Gaziantep gibi bir kenti bile, öz be öz Türk kenti değilmiş gibi anlatıyor. Bunlar burada o senelerde (Cumhuriyet öncesi) birarada eskiden çok mutlu yaşarlarmış… Yıllar sonra falan hanım doğduğu evin önünden geçmişmiş de, eskiden hizmetçileri varmış da, konaklarda yaşarlarmış da, burada hayat sürmüş ninelerini, dedelerini anmışmış da… ya, bir mendil vermedikleri eksik, gösterdikleri tüyler ürperten ihanet filmlerini izleyenlere…

*

Binlerce yıl öncesinden düşünür açıklamış. Dili bozarsan, ülkeyi tutsak alırsın, yıkarsın.

Biz tutsak alındık. Dilimizi anlayamıyoruz. CHP’li Profesör Doktor Birgül Ayman Güler bir söz söyledi. Ne dedi ne demedi çoğumuz anlayamadık:

“Türk ulusuyla Kürt milliyetini bana eşit gördüremezsiniz.”

Denilenler Türkçe olduğu halde, ortak anlayışta buluşamadık. Bölücü cephe bu sözlere karşı toptan saldırıya geçti. Hep bir ürüdüler: “Irkçı sözler, bunu diyen faşisttir, özür dilesin… “dediler. Genel başkanları bile, bölücüleri, küreselcileri, partisindeki Kürtçüleri memnun etmek için, kulağını çekti vekilinin: “Burası Meclis, üniversite değil, herkes dikkatli konuşsun!” dedi. Biri de istifa etti, CHP’den, yalnızca adı kalmış, içi kendi gibi kurtçuklarla çoktan boşaltılmış bu partiden, bir damga da benden olsun, “vurun abalıya” diyenlerin içinde adım geçsin, ünüm yayılsın, dedi.

Atatürk’te birleşen cephe böyle bir bütünlük bile gösteremedi. Kimi alkış tuttu bu sözlere. Kimi nasıl alkışlarsınız bu kadın düpedüz karşı devrime, bölücüye hizmet ediyor, Kürtlere millet diyerek Türk milletine ihanet ediyor, dedi.

Ulus ve milliyet sözleriyle ne denildiğini çoğu anlayamadı.

Millî görüşçü Erbakan’ı bile, – buradaki millî, eski dile göre dinî demek- çoğumuzun milliyetçi sayması gibi… Ancak cenazesinde Türk bayrağını yasaklayınca durumu kavramıştık…

Birgül Ayman Güler’e açıklattılar sözlerini:

“Türk ulusu, Kürt milliyeti, çok bilinçli kullanıyorum, bunlar bilimsel şeyler. İnsan topluluklarının üç formu olduğu kabul edilir. Klan kabile toplumu, milliyet toplumları, ulus toplumları. Bu aynı zamanda gelişme süreci. Klan kabile, kan bağına dayanır. Milliyetler biraz daha onun üzerine, kan bağı olmasa da birbirine yakın kesimlerin, iktisadi işbirliği yaptığı daha büyük toplumlar. Bir de uluslar vardır, kapitalizmle beraber doğan. O da kan ve inanç bağlarını aşıp, iktisadi zemin üzerinde insanları bir araya getiren. Tarihsel formlar bunlar. Bizim ülkemizin toplumu açısından, ulus formu Türk ulusu biçiminde oluşmuş durumda.”

Birgül Hanım, televizyonlara çıktı, ülkemin Yugoslavya gibi olmasını istemiyorum, dedi. Boşnak kökenli bir “Türk vatandaşıyım.” dedi. “Bizi, Türk lafını silme için ikna etmeleri lazım. Bunun için uğraşıyorlar, “ dedi. Başbakan, “Türk Milleti” diyemiyor, dedi. “Artık Kürt sorunu yok, Türk sorunu var! ” dedi. Bölücü parti, “ulusal devlet” istemiyor! “Çok kültürlü millîyetler devleti” istiyor bunlar, dedi.

Buradaki milliyet sözünü bölücüler, bölücü yardakçıları çarpıtarak, bilerek ulus diye, millet diye çevirdiler Türkçeye. Bilmeyenler buna inandılar.

İki arada bir derede kaldık.

Anlayan anladı ama verilen mesajı. Bir anda duruma uygun adımlar atılmaya başlandı. Az önce bilgiağı haberlerinde başlıktan verildi bu yenilik:

Artık, “Ulusa Sesleniş” yok, “ Millete Hizmet Yolunda “ var bundan böyle televizyon ve radyolarda.

Hükümetlerin başının yıllardan beri her ay sonu yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasının adı değişti bugünden başlayarak. En yeni işlem bu. Türk Ulusu’nu tanımladık ya tartışarak bu son günlerde Birgül Ayman Güler’le birlikte, dil eğitiminin ilk meyvesi bu programın adının değiştirilmesi oldu. Ulus adı deyince madem Türk Ulusu anlaşılıyor, bundan böyle iktidarın başı ulus sözünün Arapçasıyla millete seslenecek, ulusa değil, millîyetlere yapılanları anlatacak…

Birgül Ayman Güler’in Meclis’te bu sözleri ettiği günlerde Marmara Üniversitesi’ne giden başbakanın aynı konuda dedikleri:

“Böyle kibir, böbürlenme, kendisini başkalarından üstün olarak görme, insanlık dışıdır, modern kavramlarla söylersek ırkçılıktır, faşizmdir. Bu toprakların özüne ihanettir.
Bakın parlamentoda milletvekili, ulus ile millet kavramını birbirine karıştırıyor. Ülkemizdeki birisi için millet, birisi için ulus diyor. İçerikten haberi yok. Birisi Öz Türkçe, birisi Arapça. “

Bu haberin başlığı:

“Bu işi artık bitirelim”

Sonra da başbakan şunları dedi deniyor:

“Türkiye’de kardeşlik hukukunu güçlendirecek, 75 milyonluk Türkiye ailesi içinde herkesin kendisini eşit, birinci sınıf vatandaş görmesini mutlaka tesis edeceğiz. Onun için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını çok önemsiyorum. Bunun dışında bazı şeyleri ortaya koymak ayrışmaya sebep olur.”

Ne yapılmak isteniyor, bitirilecek iş ne?

Soruyorum: Anlamayan var mı? Neyi bitirecekler? Neyi önemsiyorlar? Neyi bitirip ne yapacaklar?

Birgül Ayman Güler ne dedi? Başbakan ne dedi? Kılıçdaroğlu Birgül Ayman Güler’e neden televizyonlara çıkma yasağı getirdi? CHP’nin başı ne istiyor? Kiminle birlik?

Anlamayan kaldı mı? Neden anlamıyoruz? Anlayamıyoruz?

Görüyorsunuz, başardılar, dilimiz artık bize yetmiyor. Anlaşmamıza yetmiyor. Dilimizi çoktan bozmuşlar. Duyduğumuzu algılayamıyoruz!

Dilimizi almış gidiyorlar, devletimizden ulusumuzun adını silecekler, bunu göstere göstere yapacaklar , biz birlik olamıyoruz, durumu anlayamıyoruz…

Dilimizi geç olmadan, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği ve yaptığı gibi yabancı diller boyunduruğundan, sonra da bu başına geleceklerden bir kez daha kurtarmalıyız. Dilciklerin saldırısından korumalıyız…

Atatürk bu sözü 1933 yılında söyledi:

“Kat’i olarak bilinmelidir ki, Türk Milleti’nin millî dili ve millî benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır.”

Bunu ise Atatürk, 1930’da demiştir. Bize yol göstericidir, işin püf noktasını, ulus devlet olabilmeyi, ayakta kalabilmeyi öğreten sözdür:

“ Millî his ile dil arasındaki bağ çok önemlidir. Dilin millî (ulusal) olması, millî hissin inkişafında (gelişim) başlıca müessirdir (etken). Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla( bilinçle) işlensin.”

*

Bu söyleyişi bir genç arkadaşımdan, Şirin’den duydum: “Aklım ağrıyor!” demiş geçen gün sayfasında, söze başlarken.

Dilimizde olmayan, dilimize uymayan bozuk bir Türkçe söz bu. Uydurulmuş bir deyim.

Bu durumumuzu şu anda bundan daha iyi hangi söz anlatabilir?

Doğru: “Aklım ağrıyor benim!”

Sizlerin neresi ağrıyor, üzgünüm bunu bilemem…

Feza Tiryaki, 31 Ocak 2013
İLK KURŞUN

Print Friendly

Leave a Reply