Arap Baharı’nda 10 binleri tahliye etti kendisini tahliye etmeyi başaramadı

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde, 361 sanıklı Balyoz Davası’nın temyiz duruşmasına devam ediliyor. Ramazan Bayramı nedeniyle ara verilen Balyoz Davası temyiz duruşması dün yeniden başladı. Mahkeme Başkanı Ekrem Ertuğrul bugün de devam eden duruşmayı saat 09.03’te başlattı.

Güncelleme 18:24

Saat 18:12’de avukat Celal Ülgen, cdlerin imajının alınmasındaki usulsüzlükleri anlatırken “El insaf, el insaf” diyerek öfkelendi ve Mahkeme Başkanı Ertuğrul’dan savunmaya yarın devam etme konusunda talepte bulundu. Temyiz duruşmasına yarın devam edilecek.

Güncelleme 17:34

6 sanığın avukatı Celal Ülgen 16.40’da savunma yapmaya başladı. Mehmet Baransu’nun Taraf gazetesinde yayınlanan haberinden başlayarak davayı anlatmaya başlayan Ülgen, “Ben sıranın bana yarın gelmesini bekliyordum. Yoldan yeni geldim. Savunmam yaklaşık olarak 10 saat sürecek. Dilerseniz yarın başlayalım” dedi. Mahkeme Başkanı, “Biz size gereken hassasiyeti göstereceğiz, buyurun” dedi.

Ülgen, kanıtların hiçbir sanığın evinde, üzerinde, iş yerinde ve egemenlik alanında bulunmadığını belirtti. Yerel mahkemede yaşadıkları sıkıntıları dile getiren Ülgen, bazı avukatların “artık savunma yapmıyoruz” noktasına geldiğini anlattı. Davada 100’ün üzerindeki avukatın savunma aşamasında çekildiğini ifade eden Ülgen, usul tartışmalarına dikkat çekerek, yeni yasalarla ilgili bir içtihat birikimi bulunmadığını yüksek yargının öncelikle bu eksikliği kapatması gerektiğini kaydetti. Mahkeme Başkanının, kısa süreceğini söylemesine karşın kendisine söz vermediğini anlatan Ülgen, buna “Siz iddia makamının her söz alışında söz verip savunma avukatları söz istediğinde vermezseniz bu dengeyi bozarsınız. Silahların denkliği ilkesini bozarsınız” diye karşı çıktığı için salondan atıldığını aktardı.

“İDDİA KUTSALDIR, BİZDE KUTSALIZ”

Kendisine uygulanan tavır karşısında avukatların da tepki olarak salonu terkettiğini belirten Ülgen, “Sizin tespitiniz bundan sonra bu olayların bitmesine ya da sürmesine neden olacaktır. Çok önemli bir konudur. Bir ceza avukatı bir mahkemede istediği zaman eğer mahkemeyi uzatma kastı yoksa, kısa sürede konuyu dile getirecekse hemen söz verilmeli midir, yoksa mahkeme başkanının canı ne zaman isterse o zaman mı söz vermelidir, buna karar vereceksiniz” diye konuştu. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi savunmayı dışladığını ifade eden Ülgen sözlerine şöyle devam etti: “Bir kuruma içerisinde yargıç, savcı var diye mahkeme denmez, tek başına avukat olduğu zaman da elbette mahkeme denmez. Bunların bir arada olması gerekir. Mahkemeyi mahkeme yapan savunmadır. Bütün hukuk kitaplarında ve bütün Roma hukuku tarihinden başlayarak savunma kutsanır. Savunma kutsaldır sözünü mahkemede dile getirdiğim zaman Cumhuriyet Savcısı oturduğu yerden kalkarak ‘ne yani bellemişsiniz savunma kutsaldır diye, iddia da kutsaldır, biz de kutsalız’ demiştir. Böyle bir garabeti yaşamış 42 yıllık bir avukat olarak huzurlarınızdayım.”

“BİR OLAY OLDUĞU ZAMAN BÖLGEDEKİ MOBESE KAMERALARI BOZUK ÇIKAR”

Balyoz Planı’na ilişkin Taraf Gazetesi’nde 2010 yılında çıkan haberleri slayt ile heyete gösteren Ülgen, Türkiye’de bir olay olduğu zaman bunu çözecek bölgedeki MOBESE kameralarının bozuk çıktığını anlattı. Ülgen, gazeteci Mehmet Baransu’ya verilen CD’leri içeren bavulu kimin verdiğinin tespit edilebilmesi için gereken MOBESE kameralarının da arızalı çıktığını ifade etti. Birinci Ordunun 5-7 Mart 2003 tarihindeki seminerine değinen Ülgen, “Ses kayıtlarından plan yapıldığı anlaşılıyor deniyor, hayır ben de siz sahte planları ses kayıtlarını dinleyerek yaptınız diyorum” dedi.

Ses kayıtlarının çözümlemesinde de yanlışlar olduğunu savunan Ülgen, Çetin Doğan’ın konuşmalarından yanlış çözümlendiğini iddia ettiği bazı yerleri aktardı.

Deliller arasında yer alan 9 No’lu CD’de değişiklik olduğunu, bu karışıklığın kanıtlanması için görüntüleri istediklerini ancak mahkemenin bu talebi reddettiğini anlatan Ülgen, “Mahkeme redmatik kullanıyor. Sanık avukatlarının ağzından ne çıkarsa mahkeme redmatiğin düğmesine basıyor anında reddediyor bunda bir mantık yok.. CD’nin görüntülerini getireceksiniz, bizde inceleyeceğiz, savunma makamıyız ikna olacağız. Bu CD’nin görüntülerinin neden getirilmediğine kararda dahi verilmedi” dedi. Tertipçilerin izinin olduğu belli olan bir CD’nin yok olduğunu savunan Ülgen, heyete, “Avukat olmadan da ben karar veririm denilerek verilen dosya önünüze geldi” şeklinde hitap etti.

Güncelleme 17:22

Avukat Selda Uğur Akyazan müvekkili ve eşi Erdal Akyazan’ı şöyle savundu:

“Savunma açısından bu dava son derece basit. Suç yok, delil denen her şey sahte. Bu sahte likleri ispatlamak son derece kolay ve bu kolay iş çoktan yapılmış durumda. Hukukçu ve bilgisayar mühendisi olmaya gerek yok. Makul, iyi niyetli, vicdan sahibi herkes bunu anladı. Her şey bu kadar kolaysa neden 250 kişi tutuklu? Bu kadar açık bu kadar tartışmasız bu kadar yaralayıcı hukuksuzluğun varlığını 2013 Türkiye’sinde ortaya koymak neden bu kadar zor. Bunun bir cevabı var. Yanıt hukuki değil. Hukuki olmayanla bu salonda kimsenin işi yok, olmamalı da”.

Eşi ve müvekkiline yöneltilen suçlamaları anlatan avukat Selda Uğur Akyazan şöyle devam etti:
“Müvekkilim tarafından hazırlandığı iddia edilen personel görevlendirmeleriyle ilgili olarak dosyanın kalabalıklığından gözden kaçmış olabileceğini düşündüğüm bir durum. Müvekkilim tarafından hazırlandığı iddia edilen listeler kararda 2 ayrı kişi tarafından da hazırlandığı iddia edilmiş ve o 2 kişi için verilen mahkleme kararı dayanak yapıldı. Ortada bir liste var, 3 ayrı kişi için dayanak yapılmış durumda. Sanıyorum bundan çıkarmak  istenilen yorum  ‘canım bak bir dünya insan. Hepsine ayrı ayrı liste nerden bulacaklar’dan başka bir şey olamaz. Bu sunumda kahve içilirken söylenebilir ama burada değil. Şimdi bir soru. Bizim evimizde 7 saat süren arama yapıldı. Bu listeler evimizden çıkmadı. Oğlumunki de dahil olmak üzere 3 bilgisayar alındı. Onların içinden de çıkmadı. Bir oda dolusu kitap, not, defter, dosyalar didik didik arandı, çıkmadı.
Yani egemenlik alanında çıkmadı. Peki müvekkilimle aralarında oluşturulabilecek illiyet bağı oluşturabilecek herhangi belge var mı? Yok. Beyan, ikrar, belge, belirti, sanık ifadesi ne olursa olsun izleme, duyum, işaret herhangi bir şey var mı? Yok demek zorunda kalmak o kadar zor bir şey ki. Yerel mahkeme delil, sübut gibi sorunlarla hiç uğraşmadı maalesef.
Müvekkil iddia edilen suç tarihinde Saray Garnizon Komutanı. Müvekkilimin görevlendirdiği iddia edilen kişilerin tümü Saray’da mı görevli? Hayır, sadece dördü Saray’da. İlişiği kesileceği iddia edilen kaç kişi saray2da görevli? Hiçbiri. Müvekkilim ne diye bu davada sanık? Başka askerlerin sorumluluk alanında bulunan personelin ilişiğinin kesilmesini istesin?Ayrıca gerekçe kararda aynı listelerin 3 ayrı kişi tarafından 3 ayrı yerde Saray, Çorlu, Çerkezköy, nasıl hazırlandığına dair de bir açıklama yok. Neden yok? Çünkü açıklaması yok. İddia edilen suçu işlediğine dair ne var? Hiçbir şey.

İddianamede müvekkilimin seminer sırasındaki konuşması suçu işlediğine dair delil olarak sunuldu. Ancak savcı esas hakkındaki mütalaada bu iddiadan vazgeçti ve seminer ses kayıtlarında müvekkilimin konuşmasında hükme esas konuşmalar arasında yer almıyor. Ama bu konuşmanın bir cümlesi iddianamede suç unsuru olarak sunuldu. ‘Demokratik olmayan unsurların demokrasiyi yıkmak için demokratik haklardan yararlanılmasına müsaade etmek akıllı devletlerin çözüm tarzı olmamalıdır’  Kuzey Irak Kürt yönetimi ve PKK’ya yönelik söylenen ve esasen Almanya Anayasa Mahkemesi’nin bir kararından alınan bu cümle darbenin delili sayıldı. Gerçi sonra vazgeçti. Esas hakkındaki mütalaadan çıkarıldı. Mahkeme hükme dayanak yapmadı. Peki ne oldu?  Ben bilmiyorum.

Bu cümleden sonra sesi titremeye başlayan Sevda Uğur Akyazan şu sözleri tamamladığında gözyaşlarını tutamıyordu:
“Bu davanın ülkemize çok önemli etkisi oldu. Şahsıma etkisi ise yıkıcı. Sanıyorum artık kesinlikle farkında olduğum durum var. Bu davada hiçbir avukat müvekkilini savunmuyor. Müvekkil üzerinden hukuk savunuyor. Avukatlar müvekkillerini bıraktılar, hukuku savunmak zorunda kaldılar. Buna üzülmeli miyim yoksa sevinmeli miyim diye sorarsanız eğer kahroluyorum”.

Avukat Sevda Uğur Akyazan, gözyaşları içinde yerine geçerken bazı izleyicilerin gözyaşlarını tutamadığı görüldü. İzleyiciler alkışlarla Akyazan’a moral verdi.

16:10’da Hasan Hakan Dereli’nin avukatı Mustafa Uluşahin savunmasına başladı.
Güncelleme 16:12

Avukat Selda Uğur Akyazan eşi Erdal Akyazan’ı savunurken kürsüde gözyaşlarını tutamadı. Gözyaşları üzerine salondakiler önce alkışlarla destek oldular ve sonrasında salondakiler de gözyaşlarına boğuldu.

Selda Akyazan savunma sırasında “Bu davanın ülkemize çok etkileri oldu. Şahsıma etkileri yıkıcı oldu. Farkında mısınız avukatlar müvekkillerini değil hukuku savunuyor.” dedi.

Güncelleme 15.11

Osman Topçu kısa bir savunma yaptı.
Topçu’nun ardından 16 sanığın avukatı Hakan Tunçkol savunmasına başladı. Darbeciler ve darbeye zemin hazırlama suçlamalarının ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini belirterek sözlerine başladı. Tunçkol, “Her türlü hukuksuz işkencenin yaşandığı 12 Eylül darbesinde sadece 2 kişi yargılanırken ve onlarcası mahkemenin huzuruna getirilmezken MİT’in, emniyetin duymadığı  bir teşebbüsken olayda 367 kişinin tutuklanması ve ağır cezalara çarptırılması ağır bir tezattır”dedi.

Bu senaryoyu küresel güçlerin öngördüğünü ve adeta bir güç gösterisi yaptığını vurgulayan Tunçkol şöyle devam etti:
“Bu küresel suç öyle bir güç ki her yerde Arap Baharı’nı yaptırdı. Belki Türkiye’de de böyle bir versiyon düşünüldü. Türkiye’de de piyasayı bozmayalım işlerimiz var diyerek böyle bir plan uygulandı. Başbakanın odasına böcek konuluyor. Genel Kurmay Başkanlığı odası dinleniyorsa Gölcük’e de bu sahte deliller konulabilir. Ama bunların oraya konulması gerçeklik vermez. Önemli olan bu belgelere itibar edilip edilmeyeceğidir. Bu sözde darbe planında 80 darbesi örnek alındı deniliyor. 80 darbesinde darbeciler Harp Akademisi öğrencileri kullanılmadı. Listeler yoktu. Ama bir darbe var geleneği var anlayışından yola çıkarak bunlarda yapılabilir şeklinde bir psikolojik harekâtla bu tutku olmuştu. Bu bir tavsiye, değiştirme, dönüştürme operasyonudur. Müvekkillerimden Şafak Duruer tutuklamaları gazetelerden okuyunca komutanlarım yapmaz ama demek ki bir şey var diyor sonra kendisi de tutuklanıyor. Kendisi sözde darbe teşebbüsü döneminde bir yüzbaşıydı. Darbeyi hazırladığı öne sürülen komutanlara 20 yıl, yüzbaşına 16 yıl veriliyor. 2 buçuk sene sonra Yargıtay tebliğnamesi ile 2 müvekkil beraat istemiyor. Biz bu 2 müvekkil için belgenin sahtesine de razıyız dedik çünkü hiçbir şey yoktu. Bu kadar basit mi? Mesleğine ömrünü vermiş, 2 buçuk senesini kim geri getirecek.  Bu davada seçilenler aslında darbe karşıtı olabilecek insanlardan. Hepsi ekol, idol olmuş isimler. Belki bu vesayeti böyle yıkarız anlamında siyasi bir amaç içerebilir. Ama doğru olmadığı görülecektir.”

NECDET ÖZEL TANIK DA DEĞİL SANIK DA
Yargıtay tebliğnamesinde beraat istenen 67 kişiden çoğunun harp akademisi öğrencisi olduğunu hatırlatan avukat Tunçkol, konuyu Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e getirerek şunları söyledi:
“Müvekkilim Doğan Temel o zaman akademi başkanı olan Özel’in yardımcısı, Hayri Güler Kurmay Başkanı, Rıfkı Durulay da silahlı kuvvet akademisinde o tarihte komutan olan Özel ise tutuksuz. Sanık da tanık da değil. Biz Özel’in tanık olmasını istedik. Bu Doğan Temel için çok önemliydi. Sözde darbe planına göre Temel, Özel’i ikna ile görevlendirilmişti. Özel mahkeme çağırırsa gelirim dedi. Yazılı sorduk herhangi bir açıklama yapmadı. Belki yargıyı etkilemek istemedi. Oysa gelse değil ikna böyle bir şeyin ima edilmediğini bile söyleyecekti.
Merhum Başbakanımızın  ‘yeter söz milletindir’ demesi gibi biz ‘yeter söz yüce Yargıtayımızındır’ diyoruz. Buradan çıkacak kararın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu hukuksuzluğu önleyeceğimize inanıyoruz. Önlenmezse ceza hukuku açısından farklı bir dönem başlar”.

Tunçkol, bu davaların sadece sanıkları değil yakınlarını da nasıl etkilediğini şu çarpıcı örnekle açıkladı:
“Müvekkilim Hakan İsmail Çelikcan’ın 83 yaşındaki annesi oğlunu İtalya’da sanıyor. Geçenlerde    İtalya’ya gitmek için bilet almaya gitmiş, son anda fark etmişler.”

Şu anda darbe ihtimali varsa tutukluların, aramaların normal karşılanacağını ama 2003’te olmuş bir olayla ilgili hukuksuz tutuklamaların yapılması, ağır ceza verilmesi izahının yapılamayacağını kaydeden Tunçkol, “Adeta ibret olsun diye ceza verilmişti. Oysa bizim hukukumuzda artık ibretlik ceza yok. Bu insanları, tutukluları kaybettik, ülke kaybetti. Şehit olsalar, bombalı saldırıya uğrasalar bir kez ölürler ama böyle her gün ölüyorlar. Bu küresel güçlerin hem psikolojik harekâtı hem gözdağı hem de güç gösterisidir” dedi.
Harp Akademileri darbeye destek verir mi diye soran Tunçkol şöyle devam etti:

“Kapısındaki silahlı koruma dışında ne topu ne silahı ne de kozmik odaları var. Burası okul, burada görev yapanlara bir yüksekokul, enstitü müdüründen farksız ama şu var bunların hepsi kurmay subay olacaktı. Önüne geçmekten başka bir şey değildi. Sözde darbe planında yer aldığı öne sürülen listede 2 bin kişi var. Bu 2 bin kişiden biri bile mahkemeye çağırılmadı; tanık, gizli tanık yapılmadı”.
Saat 12.15 olunca mahkeme başkanı Ertuğrul, öğlen arası verdi.

HER AN KÖTÜ HABER GELEBİLİR

Duruşma öğleden sonra 13.38’de başladı. Savunmasına devam eden Tunçkol, müvekkili Cem Kızıl’ın bir komutanı hakkında oruç tutuğu için rapor tanzim ettiğinin öne sürüldüğünü belirterek şunları söyledi:
“Orduda oruç tutmak yasak değil. Söylemek istemiyorum ama Cem Kızıl’ın babası ve annesi hacı. Böyle bir iddianın yazılmasının bir sebebi var. Aynen Fatih Camisi’nin bombalanması iddiasında olduğu gibi orduyu din düşmanı konumuna sokmak. Gördük ki cami bombalanmadı. Kızıl, istese de böyle bir rapor hazırlayamaz. Çünkü o komutanla bir arada görev yapmadı”.
2 müvekkilinin durumunun çok acil olduğunu anlatan Tunçkol, Levent Kerim Uça ve Rıfkı Durusoy’un kanser olduğunu söyledi. Tuçkol şöyle devam etti:
“Levent Kerim Uça’nın Ege’de kriz yaratacağı öne sürülüyor. O dönemde yüzbaşı. Bir yüzbaşının bunu yapacağını söylemek saçma, abes. Diyelim ki adının geçtiği belgeyi açtı, baktı. Bu yüzden 16 yıl ceza kulağa acayip geliyor, vicdan almıyor. Hastalığı çok ciddi. Beyninden tümör alındı. 14 gün sonra koğuşuna yollandı, mikrop kaptı. Ameliyat öncesinden kötü durumda. Adli tıp beyin cerrahı olmaksızın çocuk ve göğüs hastalıkları uzmanları bile tehlikeyi görüyor. Durumun her an değişebileceğini yazıyor. Uça geçenlerde doktoruna ne adar yaşayacağını sordu. Doktor bu durumda olan hastalarını 3-5 sene takip ettiğini belirtti. Bu şartlarda ona verilen ceza 13 yıl değil müebbet. Yaşama ve tedavi hakkı elinden alınıyor. Rıfkı Durusoy’un durumu daha kötü. Her an kötü haber gelebilir.  Silivri ortamında yaşama şansı Allah’ın verdiği ömrün takdirine bağlı. Tabii heyette takdirini kullanabilir. O yüzden mahkemenin her iki isim için de hemen bir karar almasını istiyorum. Artık söylenecek tek söz var. Verilecek karar hayırlısı olsun.”

Avukat Tunçkol’un bu talebi üzerine mahkeme başkanı Ertuğrul hiç hasta müvekkillerin durumuna değinmeden mahkemenin genel kuralı hakkında şu hatırlatmayı yaptı:
“Bildiğiniz gibi duruşma devam ediyor. Sadece duruşmaya ara veriliyor. Yani davaya ara verilmiyor. Ara karar alamıyoruz”

Ertuğrul’un bu sözleri salondakiler tarafından avukat Tunçkol’un talebinin dolaylı olarak reddi olarak yorumlandı.
Halit Nejat Akgüner’in avukatı Refik Ali Uçarcı savunma yapmaya başladı.
Güncelleme 12.15

Ali Sadi Ünal ve Ramazan Kamuran Göksel’in avukatı Hüseyin Mithat Tombak savunmasına, “Suçsuz insanların hayatlarıyla oynanmasına daha fazla izin vermeyin. Suçsuz askerler kendi ülkelerinin hapishanelerinde talihsiz bir yenilgiyi yaşıyor. Bu herkes için büyük bir tehlike. Kimlerin hazırladığı bilinmeyen sahte dijitallerle yargılama ve bu kararın onaylanması dijital bir terör altında kalınmasına yol açacaktır” diyerek başladı.

Gülcük Donanma Komutanlığı’nda ele geçirilen 5 no’lu hard disk üzerinde parmak izinin kime ait olduğunun araştırılmamasını eleştiren avukat Tombak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye Cumhuriyeti başbakanının ofisine dinleme cihazı konuyorsa donanmada da bu pusunun kurulmasına şaşırılmamalıdır. Karargâhların yol geçen hanına dönmesi, casusların cirit atması ve üzerine gidilmemesi, gidenlerin tutuklanması dikkat çekicidir. Başbakanın ofisine konulan dinleme cihazının peşine düşülürken bu pusunun peşine düşülmemesinin izahı nedir?”

İMRALI YASAK BÖLGE İLAN EDİLDİ

Avukat Tombak’ın Donanma Komutanlığı’ndaki arama ve 5 no’lu hard diskin üzerinde detaylı durması üzerine araya giren mahkeme başkanı Ertuğrul, “ Bahsettiğiniz hususlar kaç kere söylenen sorunlardır. Tekrardan kaçınırsak daha yararlı olur. Sürede adaleti sağlarız. Çok detaya girmeye gerek yok” dedi. Bunun üzerine avukat Tombak, “Bu konuların önemli olduğunu düşünüyorum” cevabını verdi.

Müvekkilinin İmralı ve Yassı Ada’da keşif yapmakla suçlandığını belirten avukat Tombak, terörist başı Öcalan’ın konuk edilmesinden bu yana İmralı yasak bölge ilan edildi, Yassı Ada terkedilmiş bölge olduğunu hatırlattı. Hakim Ertuğrul bu defa da “ Bir saat 15 dakikadır hala Yassı Ada ve helipedleri anlatıyorsunuz. Yeterince anlaşıldı. Bilgi sahibi olduk” uyarısında bulundu. Avukat Tombak da “Anladıysanız ne güzel. Biz de bunu sağlamaya çalışıyoruz” cevabını verdi.

Avukat Tombak, savunmasının son bölümünde Yargıtay’ın bu kararı onaması halinde “sahte dijital verilerin her türlü delilden üstün olduğunu” ayrıca bunun siyasi bir dava olduğunu ve siyasi davada yargıdan hukuki sonuç beklemenin aymazlık olduğu kanaatinin onaylamış olacağını söyledi.
Tombak “Şu anda bir adaletsizlik bataklığı var. Bu bataklıktan kurtulmanın önünü açın. Aksi halde bataklık herkese zarar verecek. Müvekkilim ve diğer sanıkların uğradığı zulme seyirci kalmak ve bu zulmü görmezlikten gelmek acı veriyor. Geleceğimiz için endişe ediyorum” dedi.

Avukat Tombak, savunmasını bitirdikten sonra 10 dakika ara verildi. Aradan sonra Şükrü Sarıışık’ın avukatı Osman Topçu savunma yapacak.

Güncelleme 11.30

Bahtiyar Ersay ve Namık Koç’un avukatı Erhan Tokatlı savunmaya başladı.

Bir darbenin nasıl gerçekleşeceğini örneklerle anlatan avukat Tokatlı; 1. Ordu Komutanlığı’ndaki sadece yüzde 13,8’inin katıldığı belirtilen bu sözde darbenin işlenemez bir suç olduğunu böyle bir oranla anlattı.

Terör örgütü PKK’nın Türkiye genelinde eylem kabiliyetine sahip olduğu halde faaliyetlerin hükümetin düşmesine yeterli olmadığına dikkat çeken Tokatlı; “Bu ülkede hiçbir darbe ülkenin iç dinamikleriyle olmamış, dışarının yönlendirmesiyle olmuştur. O yüzden bu sözde planın teori ve pratik olarak uygulanamaz olduğu ortadadır” dedi.

Balyoz Harekât Planı’nın İstanbul ile sınırlı kaldığını, Ankara ayağının bulunmadığını belirten Tokatlı, “Genelkurmay Başkanı veya Başkanlığı planı desteklemiyorsa karargahın ele geçirilmesi lazım. Başbakanlığın, Meclisin ve Cumhurbaşkanlığının kontrol altına alınması lazım. Hangi cebir şiddet ile sonuca ulaşacaksınız, bu planlama içinde bu unsurlar yok. Bu suçun işlenebilmesi için Genelkurmay Başkanlığının bu plana katkısının zorunlu olduğu kanaatindeyim. Dosyaya baktığınız zaman planlama İstanbul merkezlidir. 1. Ordu’nun yanı sıra Türkiye içinde 3 ordu daha var. Onların desteği olmadan planın başarı şansı sıfıra yakın” değerlendirmesinde bulundu.

CUMHURİYET İLE HESAPLAŞILIYOR

 

 

Müvekkili Bahtiyar Ersay’ın hakkında tutuklama kararı çıkartıldığında Tunus Askeri Ateşe olarak görev yaptığını, Arap Baharı’nın en yoğun yaşandığı dönemde 10 binlerce insanın tahliyesini gerçekleştirdiğini vurgulayan Tokatlı;“Tutuklanacağını bile bile geldi. Tunus’ta o kadar insanı başarıyla tahliye etti, kendisini tahliye ettirmeyi başaramadı. 2,5 yıldır hapiste” şeklinde konuştu.

Avukat Tokatlı savunmasını şöyle tamamladı:

“Cumhuriyet ile hesaplaşılıyor. Bu da TSK üzerinden yapılıyor. Silivri’de yargılanan insanlar müvekkil değil TSK’dır. Silivri’de komploya kurban giden TSK yargılanmıştır. Büyük resim TSK’nın şekillendirilmesi nitelikli insanların tasviyesidir. Bu komployla hem TSK islah, terbiye edildi. Hem komuta akademisi şekillendirildi. Tarihi kökleri olan bu kurumun temelleriyle bu kadar oynamak kolay değil. Oynanırsa herkes altında kalır. Napolyon’un bir sözü var: ‘Kendi ordusunu sevmeyen milletler başka ülkelerin askerlerini beslemek zorunda kalır’ diye. Bizim başka ordumuz yok sizlerden merhamet değil adalet istiyoruz”.

Saat 09.48’de Ali Sadi Ünsal ve Ramazan Kamuran Göksel’in avukatı Hüseyin Mithat Tombak savunmasına başladı.

 

Odatv.com

Print Friendly

Leave a Reply