Askerler ve polisler

Yavuz Alogan

Alman Nazi Partisi 1923’ten 1938’e kadar Nurenberg’de geleneksel parti miting ve yürüyüşleri düzenledi. Bunlar propaganda değeri yüksek, aşırı gösterişli Nazi ayinleriydi. Çevre düzenlemesini Hitler’in mimarı, daha sonra Silahlanma Bakanı Albert Speer yapıyor; gösterileri ise dünyanın belki de en yetenekli belgesel yapımcısı Leni Riefenstahl filme çekiyordu. Riefenstahl gerçek bir dahiydi. Kamerasıyla yağlı bir domuzu halk kahramanı gibi; sübyancı, alkolik ve sadist bir Nazi’yi, Wagner operalarından fırlamış alnı ışıklı bir savaşçı melek gibi gösterebiliyordu.

Bu filmlerde, savaşın sonunda yerle bir edildiği için eski haliyle artık var olmayan Nurenbeg kentinde dolaşan kamera, zaman zaman Alman generallerine yaklaşır. Hepsi oradadır: Keitel, Warlimont, Fritsch, Halder, Blomberg, Beck, Rommel, Krebs, Guderian ve diğerleri. Hitler önlerinden geçerken onu selamlarlar. Fakat Hitler’in iktidara geldiği 1933’ü izleyen yıllarda onu selamlarken tedirgin oldukları görülür. Bazıları bildiğimiz subay selamı verirken, bazıları topuk vurup baş eğer, bazıları da Nazi selamı verir. Eski onbaşıyı nasıl selamlayacaklarını bilemezler. Henüz alışamamışlardır.

Hitler seçimle iktidara geldiğinde Alman sanayi burjuvazisi ve katı Prusya geleneğiyle yetişmiş subaylar onu geçici bir olgu olarak gördüler. Bu tuhaf onbaşı sadece yüzde 37 oy almıştı ama muazzam bir militan tabana sahipti: Komünistleri ezecek, işçi sınıfını köleleştirecek, Versay anlaşmasını yırtıp atacak, sanayi ve silahlanmaya gaz verecek, sonra da geldiği çöplüğe geri dönecekti.

Askerler ondan iki şey istemişlerdi: ordunun çelik tahsisatının artırılması ve Birinci Savaş’ın intikamını almaya kararlı milliyetçi generallerin silah endüstrisi planlarının kabul edilmesi.

“Yetki Kanunu”yla parlamentonun yasama görevini üstlenen Nazi hükümeti bu talepleri derhal kabul etti.

Hitler aptal değildi. Her ne kadar Mareşal Ludendorff gibi fosilleşmiş bir savaş kahramanını yanına almışsa da, SA, SS ve Gestapo’ya tepeden bakan, katı Prusya askeri geleneği içinde yetişmiş Wehrmacht’ın (Alman Silahlı Kuvvetleri) er ya da geç defterini düreceğini ve Nazi soytarılığına son vereceğini biliyordu.

İşe en kolayından, Savunma Bakanı olarak Nazi hükümetinde yer alan General Blomberg’den başladı. Blomberg alenen Nazi’ydi ve generaller arasında alay konusuydu. Bir gün parkta yürürken tanıştığı, kendisinden otuz beş yaş küçük bir kıza aşık oldu ve karısını boşayarak onunla evlendi. Bir süre sonra Gestapo kızın bir fahişe olduğunu saptadı ve pornografik resimlerini yaşlı generalin önüne koyuverdi. Tarihçiler, kızın Gestapo tarafından ayarlandığından kuşkulanmışlar ancak kanıt bulamamışlardır.

Blomberg’in ardından sıra Başkomutan Fritsch’e geldi. Gestapo, Hitler’e bir dosya verdi. Schmidt adında bir “gizli tanık” 1933 yılında General Fritsch’le eşcinsel ilişkiye girdiğini iddia ediyordu. Fritsch sıkı adamdı, Blomberg gibi hemen teslim olmadı. Duruşmada “tanık”la yüzleşti ve onun bütün iddialarını çürüttü.

Tanık, Fritsch’in sigara içtiğini söyledi. Oysa Fritsch sigarayı 1925’te bırakmıştı. Buluştukları sırada Fritsch’in üzerinde kürklü bir palto vardı. Oysa Fritsch’in hiçbir zaman kürklü paltosu olmamıştı. Tanık, o sırada Fritsch’in “topçu generali” olduğunu söyledi. Oysa Fritchs, bu rütbeyi 1934’te almıştı.

Savunmanın faydası olmadı. Aşağılanan Fritsch azledildi. Hitler çok üzüldü(!). Fakat ne yapabilirdi? “Bağımsız yargı” bu şekilde karar vermişti. Ardından on iki general azledildi. Yerlerine Luftwaffe’den (hava kuvvetleri) altı subay getirildi. Ordunun hiyerarşik düzeni altüst edilmişti.

Hitler, Blomberg’in yerine atama yapmayarak Wehrmacht’ın liderliğini bizzat üstlendiğini ilân etti. Alman Ordusu, Nazi olan ve olmayan subaylarıyla bundan sonra Hitler’e bağlı kalacaktı. 20 Temmuz 1944’e kadar Wehrmacht’tan ses çıkmadı. O tarihte, Almanya’yı felaketten kurtarmak için Albay Stauffenberg’in Hitler’e suikast ve darbe girişimi gerçekleşti. Girişim başarısızlığa uğradı. Darbeci subaylar kurşuna dizildiler. Almanya’nın bir ateş topu halinde çökerek parçalanmasına bir yıl kalmıştı.

Kıssadan hisse: Diktatörler, ne kadar güçlü, silahlı ve örgütlü olursa olsun polis gücüne dayanarak hükmedemezler. Silahlı Kuvvetler’i her türlü yöntem ve komployla içerden çökertmek ve kendilerine bağlayarak yeniden tertiplemek zorundadırlar. Tehdide boyun eğerek kendi subaylarını feda eden, karizması çizilen, fazladan bir yıldız ya da bir Demir Haç nişanı uğruna birbirinin ayağını kaydırmaya alışmış şaşkın generaller, Führer’in, Duçe’nin, Caudillo’nun peşinden giderler ya da İmam’ın arkasında saf tutarlar.

soL

Print Friendly

Leave a Reply