Deccal’in Tövbesi : Sen Ancak Kendine Ağlarsın

Behiç Gürcihan – Açık İstihbarat

Pi sayısından dolayı Allah’a inanıyorum.
Evrim teorisinin Allah’a bir methiye olduğunu düşüyorum
Büyük Patlama’dan(Big Bang)  önce  ne vardı sorusu yüzünden ateist günlerime geri dönmem zor.
Ama Kuran’ı da sorgularım, Peygamber’i de.
Müslümanlık adına bir dedemle kıldığım namazlar ve bir kaç Kur’an Kursu günü kaldı geçmişimden. Bir de hala dedemin mezarlığının yanındaki camide kıldığım bayram namazları.
Fakat senin uzmanlık alanın olan şirk koşma riskini göze alarak iddia ederim ki; bu ateistten bozma, Kur’a ve Peygamber sorgulayan cüretkarlığım ve binbir “günahımla” bile senden daha Müslüman’ım..
Tek bir dayanağım var mahşerde ; kul hakkı yemedim ya da en azından yememek için çok dikkat ettim.
Ve tek bir şey biliyorum ki; o mahşer mahkemesinde kim verecekse amel defterini elimize , senin savcılarının, mahkeme başkanlarının verdiklerinden çok daha adil  bir karar olacak.
Diktiğin bütün camilerin, yediğin bir kulun hakkı karşısında kumdan  kaleye dönüşeceği o günde.
Dün yine televizyonda izledim seni.
Karşında gazeteci kılıklı tiplere  röportaj veriyordun.
Saçtığın öfke ve nefretle örselenmiş bir suratı fondöten ne kadar kapatabilirlerse kapatmışlardı.
Parçaladığın bir ülke, parçaladığın bir coğrafya, parçaladığın bir ümmetin bütün vebalinin batınında nüksettiği çok belli artık. İç organları acıyan bir adam gibi oturuyorsun ama içi hiç acımayan bir adam gibi konuşuyorsun.
İhvan liderlerinden Muhammed Biltacı’nın, kahpe bir kurşunla katledilen kızına yazdığı o iç paralayıcı mektup getirildi ekrana ve sonrasında senin gözyaşların. (Bkz: Esma’ya Mektup)
Mısır’daki suretin olan Sisi’nin kahpe kurşunları ile katledilen o gencecik kız için  ağladığına inanmamız beklendi herşeyi ile çalışılmış bir sahne sonucunda.
Halbuki sen kendinden başkasına ağlamazsın.
Herşeyin kendinde ve kendinden vücud bulduğuna inanacak bir zihniyet ancak kendine ağlar.
Kendin dışında bir cana ağlayacak kadar vicdan olsaydı sende…
Bu ülkede binlerce Türk/Kürt anayı ağlatan bir narko-katili başımıza lider diye sarar mıydın…
Kuddusi Okkır’ı mapushane yatağında bile bile ölüme mahkum edenleri savcı diye başımızda tutar mıydın..
“Çoğunluğun seçtiğine boyun eğeceksin” ; “çocuk yapıp hibe edin” diyecek kadar şirazesinden çıkmış laflar eder miydin…
Kendi dışında bir cana ağlayacak kadar Müslüman olsaydın sen…
Irak’ta milyonlarca Müslüman’ın kanına giren ABD’lilere o üsleri açıp, füzelerine hava sahası izni verir miydin…
Grönland’daki üslerinin ABD tarafından kullanıldığı ortaya çıkınca utanan “gavur” Danimarka Başbakanı kadar utanmadığına eminim, kendi üslerinde yenilen haltlar ortalığa çıkınca…
Sen Danimarka Başbakanı kadar bile Müslüman değilsin…
Olsaydın; Van’da Ermenilerin binlerce Müslüman kadına tecavüz ettiği bir adada adada , Ermenistan’ın  egemenlik sembolü olarak o kiliseyi açtıracağına iktidardan vazgeçerdin…
Vazgeçemek bir yana, iktidarını perçinledin.
Tırnağını geçirmişsin bu dünyaya iktidar havliyle, emanet bir cana sahip olduğunu unutmuşcasına.
Sen bırak teslim olmayı, dünyaya hakim olduktan sonra  hedefine Allah’ı  koyan Deccal’in safındasın…
Boşuna demiyorlar senin için..”Allah’a inanır ama güvenmez” diye…
Ve “ahlak” adına bu ülkeyi öyle derin bir ahlaksızlık çukuruna sürükledin ki teşkilatında senle “nikahlı” olmakla övünen kadınlar türedi..
“Akıl”  da yok lügatında..
Olsaydı utanırdın;
“İlim Çin’de bile olsa gidip alınız” diyen bir Peygamber’e inanıp,  50 Matematik sorusundan ortalama 3 soru çözebilen bir gençliğin Başbakanı olmaktan…
“Dindar gençlik” övünmelerin de bahane…
Şeytan seçmeni isteseydi;
“herkesin Tayyip Erdoğan’a inandığı ama Allah’a inanmadığı bir dünya ile; herkesin Allah’a inanıp bir Allah’ın kulunun sana inanmadığı bir dünya”
arasında gözün kapalı seçerdin birincisini…
Akıl ve ahlakın ülkesinde en ateisti bile bulur Allah’ı..
En dindarı bile sana “tapar” akıl ve ahlakın müptezelleştiği bir yerde.
Ve şimdi hissediyorsun ki gözünü diktiğin bu iktidar dünyası yavaş yavaş ayağının altından kayıyor…
İçin açıyor…
Hiç bir fondötenin örtemeyeceği, hiç bir terapinin tedavi edemeyeceği bir şey kemiriyor içini.
Esma’nın ölümü  sana asla elde edemeyeceğin ; uğruna o kadar günah işlediğin o şeytani hedefi hatırlatıyor ve ömrünün bu hedefe yetmeyeceğini çok net görüyorsun.
Sen o kahpe kurşunla babasının kalbine kurşun gibi düşen Esma’ya değil, kendine ağlıyorsun.
Esma’nın babasının cenaze namazını kılamamasına üzülüyorsun ama Reyhanlı’da cenazesi kılınacak bir vücudları bile kalmayanların hatırası üzerinden ; “33 sünni vatandaşımız öldü” diyecek kadar şeytani bir mezhep oyunu oynamaktan çekinmiyorsun.
Bu yüzden;
Ali İsmail  Korkmaz  öldüğünde ağlamadın….
Abdullah Cömert öldüğünde ağlamadın…
Ethem Sarısülük öldüğünde ağlamadın…

Mehmet Ayvalıtaş öldüğünde ağlamadın…
Bu yüzden Ordu’daki eylemler sırasında senin polislerinin sıktığı gaz sonucu kalp krizi geçirip ölen Metin Lokumcu ile ilgili Ruşen Çakır sana bir soru sorma curetini gösterdiğinde…
“Onu ben bilmem”
gibi ancak Stalin’in polis şefinin verebileceği duyarsızlıkta bir cevap verdin.
Çünkü o insanların hiç biri sana kendi faniliğini hatırlatmadı.
Aksine, o canların gidişi senin iktidarının ve dolayısıyla o şeytani ölümsüzlük duygusunun mührünü taşıyordu.
O canlar sana ne kadar güçlü olduğunu hatırlattı.

Esma  ise sana faniliğini.
Bu nasıl bir şeytan ayinidir ki; kendi ölümsüzlüğün için hala Irak’ta, Suriye’de binlerce insanın kurban gitmesi için kendi topraklarını dünyanın en şerefsiz katillerine yol geçen hanı yapıyorsun…
Bu nasıl şeytani ayindir ki; kapına bağladığın köpekler her gün birini “dua edin ki sizi Gezi’de öldürmedik” diye tehdit ediyor….
Gün geçmiyor ki, ekranlardan bu ülkenin bir yarısını aşağılıyor, hakaret ediyorsun…
Sen bizi sana tapan bir kul, seni kendinle “nikahlı” sayacak kadar aptal ve ahlaksız mı  zannediyorsun?
Başka kapıya…
Diyorlar ki; o gözyaşları sahte…

Aksine…

Dünkü gözyaşların sonuna kadar gerçekti…

Kendine ağlayan her insanın gözyaşı kadar samimi ve içten…
Asla elde edemeyeceği hedefinin kendinden uzaklaştığını gören bir insanın gözyaşlarından daha gerçek ne olabilir?
Şeytan çok istediği bir şeyle yanaşır in-sana, aç olduğu bir şeyle.
Ve bir kere yerleştimi içine posanı çıkarmadan terketmez seni.
Uzun yıllar önce yaşadığın bu yanaşmada elini verip ruhunu kaptırdın.
İçindeki, seni gözündeki son fere kemirene dek uzun ömürler diliyorum sana.
Hiç bir tövbenin kar etmeyeceği kadar uzun yaşa.
Herkesin Allah’a ama hiç kimsenin sana inanmayacağı kadar ahlakın ve aklın hakim olduğu bir Türkiye’yi görecek kadar çok yaşa.
Gün gelecek ; hikmetin kendinde değil, altına serilen iktidar halısında olduğunda anladığında, çevrende ailen ve 3. sınıf bir kaç devlet koruması dışında tek bir Allah’ın kulu olmayacak.
Her zaman olduğu gibi ağlayacaksın; kendine.
O gün hiç bir tövbe kar etmeyecek.
B.G.

Print Friendly

Leave a Reply