Osmanlı’ya övgü düzenlere tek kelime ile gülüyorum

Sevgili Dostlar. Somali’deki Türk Büyükelçiliği’ne yapılan saldırı ile ilgili bir şeyler yazmayı, özellikle beklettim. İstedim ki, sular durulsun… Sıradan gevezeliklerin ve “Biz adamı…”türünden boşboğaz tepkiselliklerin etkisinde kalmadan farklı bir şeyler söyleyebilelim..

Olayın adı bellidir. Türkiye, hiç ama hiç realist olmayan Yeni Osmanlıcılık dış politikası yüzünden, belâyı bilerek-isteyerek satın almaktadır. Bu nedenle de dış politika alanında, ayakları her geçen gün birbirine dolaşmaktadır.

Palavralara sığınmaktan vazgeçelim. Osmanlı bitmiştir. Osmanlı, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana bozgunundan yıkılışına kadar, bir kaç küçük muharebe ve direniş dışında, tek bir savaş bile kazanamamış… Topraklarını tamamen kaybetmiştir.

Sağda veya solda yer alması hiç mühim değil – Osmanlı’ya övgü düzenlere tek kelime ile gülüyorum. Reformu ıskalayan… Rönesansı yaşayamayan… Loncalar sisteminin tutuculuğu yüzünden kapitalist üretim biçimine geçemeyen – Osmanlı’dır.

Gedik Sistemi (Esnaf ve sanatkârın iş hayatını düzenleyen sistem, dejenere olup çözüldü. 1913 yılında yasaklandı) ve Mîrî Toprak Düzeni(Köylü, toprağı mülk edinemezdi. Toprak üstündeki hakkı, sadece göreviyle sınırlıydı. 17. yüzyıldan itibaren, bu sistem de koptu. İşletmeci tımar sahibi, devlete vergisini ödemedi. Köylü de kul muamelesi yaptı.) uzun ömürlü olamadı. Tıkandı. Yürümedi.

Toprağı dağıtma, vergileri toplama hakkına sahip olan tımarlı sipahi, reaya’dan (Kölelerin üstünde, şehirli esnaf ve tüccarların altındaki, tarımla uğraşan halk topluluğu. Osmanlı Devleti’nde bu deyim, zamanla müslüman olmayan teba için kullanılır oldu) meydana getirildi. Reaya, bir süre sonra topladığı paraları devlete göndermeyip cebine atmaya başladı.

Endüstri devrimi yaşanamadığı, modernleşme takip edilmediği için, ordu’da çağdaş silahlar kullanımı aşamasına erişilemedi. Donanma, Kasımpaşa önlerinde çürümeye terk edildi.

Loncalar, ilerlemenin önünde iki türlü engel oluşturdu. Birincisi, modern üretim biçimine geçilemediği için çağa uygun fabrikalar kurulamadı. Zengin sarraflar, ellerindeki sermaye birikimini üretim sürecine sokamadılar. Bu yüzden sadece ve sadece tefecilik kamçılandı. Şaha kalktı.

OSMANLI, AÇIK PAZAR’A DÖNÜŞTÜ ULEMA, BAŞKA BİR DÜNYADA KALDI

Osmanlı Devleti, Batı’nın gözünde çağın gerisinde iştah kabartan bir hammadde kaynağı haline geldi. Üstüne üstlük kapitülasyonları kabul etti. Bu sayede gelişen kapitalist dünya için aranılıp da bulunamayan bir pazar oluşturdu.

Osmanlı, toplayamadığı vergileri arttırırken, tımarlı sipahileri kullanmaktan vazgeçti. Toprakta iltizam (Osmanlı devlet gelirlerinin (vergilerin) bir bölümünün belli bir bedel karşılığında devlet tarafından kişilere devredilerek toplanması yöntemi. Vergiyi toplamayı üstlenen kişiye “mültezim” denirdi. Mültezimler bir tür müteahitti. Arttırma sonucu iltizamı üstlenen mültezim, böylece devlete karşı belli bir ödeme yapmayı taahhüd ederdi.) uygulaması başladı. Topraktaki devlet mülkiyeti anlayışı da ortadan kalktı. Köylü, kârını maksimize etmeye çalışan zenginlerin boyunduruğu altına girdi.

İşsizler, talana geçti. Yağmalar birini izledi. Anadolu’daki iktidar boşluğu, Çapanoğulları türü güçlü aileler tarafından dolduruldu.

Ulema başlıbaşına bir tortu idi Osmanlı’nın son dönemlerinde. İstanbul ve İzmir, düşman çizmesi altında iken o çok bilir ulema “Hac Farizası sırasında, üzerinizde bulduğunuz bit’i kırmak caiz midir, değil midir?” tartışmaları ile geçiriyordu kıymetli mesai saatlerini.

Hilafet makamına gelince…

Ne Araplar önemsedi hilafet makamının Osmanlı’nın eline geçişini ne de Balkanlar… İran’ın zâten umuru bile olamazdı, olmadı da…

 

BİRİNCİSİ SARPA SARDI… İKİNCİYE KARNIMIZ TOK!

Osmanlı buydu. O devirler için iyi başladı, kötü bitti. Üstelik iyi günleri çok kısa sürdü.

Sevgili Dostlar… İşte Suriye’de, Irak’ta, Mogadişu’da  işler bu yüzden giderek çıkmaza giriyor… Mısır’la ve bir çok Arap ülkesi ile bu nedenle her geçen gün daha uzaklaşıyoruz. ABD’den gelen silahların bakım görevini üstlenen İsrail ile bu yüzden takışıyoruz.

Bağımlılık ve azgelişmişlik… Ve de kendini dev aynasında görüp, olmayacak hayaller peşinde koşmak… Cumhuriyet’in suçu değildir. Bize bütün bunlar,  Osmanlı’dan miras kaldı.

YENİ OSMANLICILIK…

Biz bu filmi gördük. Bayağı da uzun sürdü.

Birincisi sarpa sardı, ikinciye karnımız tok!

Halit Kakınç
Odatv.com

Print Friendly

Leave a Reply