SULTAN BAYBARS ve ELBİSTAN SAVAŞI

SULTAN BAYBARS ve ELBİSTAN SAVAŞI

2 Ağustos 2013 tarihinde Cuma günü saat 22’00 de TRT TÜRK televizyon kanalında Tarihçi Talha Uğurluel’nin sunumu ile “Tarihin İzinde “ adlı programda Elbistan Tarihi ve Sultan Baybars’ın Moğollar ile yaptığı “Elbistan Savaşı” anlatıldı. Bu programın çekimi bu ekip tarafından aylar önce yapıldı. Elbistan Belediyesi’nin davetlisi olarak gelen bu ekibe, başta Belediye Başkanı Sayın Durmuş Küçük olmak üzere ben ve arkadaşlarım (Kültür Ocağı elemanları) konu ile ilgili danışmanlık yaptık. Ayrıca Belediye Kültür birimi elemanlarından olan Sedat Günalmış’ın bu konunun organizesinde göstermiş olduğu performans takdire şayandı. Çekim gün boyu sürdü. Talha Uğurluel’in sanat tarihçisi olması münasebetiyle Ulu Camii’nin mimari özellikleri ile ilgili doyurucu bilgiler sundu. Moğollar ile Memlukların 15 Nisan 1277 tarihinde Elbistan’da yaptıkları Anadolu tarihinin değişmesine neden olan “Elbistan Savaşı” nın yapıldığı alanda yerinde çekimler yapılarak, Talha Uğurluel’in şiirsel sözcüklerinde o tarihi an bir kez daha canlandı. Savaşın yapıldığı alan günümüzde Nurhak İlçesi ile Elbistan İlçesi’nin sınırlarının kesiştiği Derbent Boğazı’nın Elbistan yönünde bulunan Kalfa Çayırı adı verilen geniş bir düzlükte meydana gelmişti. Bu savaşı yöneten Memluk Sultanı Baybars’ın Anadolu tarihine girmesini sağlayan en önemli olaylarından biriydi.

4B5_adnangullusultanbaybarsvemogollar

Adnan Güllü ve Talha Uğurluel ile Ulucamii’nin bahçesinde (23 Mayıs 2013)

 

Konuyu daha iyi anlayabilmek için öncelikle Memluk devletini tanıyalım: Memluklar, 1250 ile 1517 yılları arasında Mısır’da ve Suriye’de hüküm sürdüler. Kurdukları devletin en önemli özelliği, adının “Ed – Devlet-i Turkıyye” yani Türkiye Devleti olmasıydı. İslam ordularında 9. yüzyılın başlarından itibaren yer alan ve çoğu Türk asıllı olan kölelerle askerler, 1250 yılında Eyyubi hanedanında ortaya çıkan yönetim boşluğundan istifade ederek Mısır’ı ele geçirmişlerdir. “Kölemenler” olarak da anılan bu devletin dünya ve İslam tarihi açısından en önemli özelliği, bu hanedana dayanmak yerine hürriyetine kavuşmuş bir köle olan askerlerin en güçlüsünün tahta çıkmasıydı ve tarihte bunun başka bir örneğine rastlanmamıştı.

Mısır ve Suriye’deki, Memluklu hakimiyeti iki döneme ayrılır. Türk köle – askerlerin hakim olduğu 1250- 1382 arasındaki döneme “Bahri” yahut “Türk Memluklar” Çerkes askerlerin hakim olduğu 1382 – 1517 yılları arasındaki devreye ise “Burci” veya “Çerkes Memluklar” dönemi denir.

Memlukların en büyük başarıları, İslam dünyasının ciddi biçimde tehdit eden Moğollar ile Haçlıları yenerek bölgeden atmalarıydı. Moğollar 13.yüzyılda Çin Seddi’nden Macaristan’a kadar her yeri kasıp kavurmuşlardır, geçtikleri topraklarda canlı bırakmadıkları gibi her şeyi yakıp yıktıkları için, insanlığa “Moğol istilası” tabirini armağan etmişlerdir ve karşılarında hiçbir millet duramamıştı. Moğollar sadece Mısır ve Suriye’de devlet kurmuş olan Memluk Türkleri tarafından durdurulmuşlardır.

13. ve 14. yüzyıllarda yakın doğunun en güçlü devleti olan Memluklar, 15. yüzyılda ateşli silahların kullanılması gibi teknolojik gelişmelere ayak uyduramayarak giderek zayıfladılar. Bölgede yükselmekte olan yeni güç Osmanlılara 1516 ‘da Mercidabık ve 1517’de Reydaniye (Ridaniye) savaşlarında yenilerek tarih sahnesinden silindiler. Ancak Memluk emirleri yani beyleri, 19. yüzyılın başlarında Kavalalı Mehmed Ali Paşa, tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar Osmanlı hakimiyeti altındaki Mısır’da siyasal etkinliklerini sürdürdüler.

Sultan Baybars ya da tam adıyla (El-Melik el-Zahir Rukneddin Baybars el-Bundukdarî (1223-1277) Karadeniz’in kuzeyinde 1223 yılında doğmuş bir Kıpçak Türküdür. Altın Ordu Hakanı ve Cengiz Han’ın torunu Berke Han’ın damadı idi. Kendi yerine geçecek oğluna da Berke adını vermişti. Rivayete göre Moğollar tarafından Kıpçak steplerinde (Deşt-i Kıpçak) yakalanmış ve esir olarak Bizans tüccarlarına satılmıştır. Sivas’a gelen köle tüccarları tarafından, gözünde ki et beninin yüzünden defolu bir mal gibi ucuz fiyata Eyyübilere satılmış ve köle olarak Kahire’ye getirilmiş, Eyyubiler’in hassa ordusuna alınmıştı. Zeka ve yeteneği ile kısa zamanda kendini gösterdi ve Memluk ordusunda yüksek rütbeli komutanlığa kadar yükseldi. Filistin coğrafyasında Ayn Calut Savaşı ile Moğolları ilk kez yenilgiye uğrattı. (1260) Daha sonra Memluk Sultan Kutuz ona, vaat ettiği Halep valiliğini vermedi. Bunun üzerine Baybars bir av sırasında Kutuz’u öldürttü. Kutuz ölürken Baybars’ı sultan ilan etti.)

Selçuklu veziri Muinüddin (Muineddin) Süleyman Pervane, İlhanlı (Moğol) Hanı Abaka’nn (Abağa) (1264–1282) yanına gittiği sırada, ayaklanan Selçuklu devlet adamlarından Hatiroğlu Şerefeddin, Memlukler’i Anadolu’ya çağırdı.(1275) Elbistan’a gelen Memluk Emiri Bedreddin Begtut, Selçuklu beylerin gönderdiği mektuplarla, Anadolu’da İlhanlılara karşı birlik kurmaya çalışıyordu. Onun için komutanların kendisine yeminle bağlanmasını ister. Buna ilk uyan başta Elbistan subaşı olmak üzere bir kaç Selçuklu Emiri, yanlarındaki Moğolları öldürerek Baybars’a sığınırlar. Bu sığınmayı Harput ve Diyarbakır subaşçılarının, askerleri ve bir yıllık Diyarbakır vergisiyle Baybars’ın yanına gitmeleri izler.

Sultan Baybars Selçukluları İlhanlı (Moğol) zulmünden kurtarmak için Anadolu’ya sefere çıktı. Bu sırada Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervane, Moğollarla sıkı bir iş birliği halinde olması, Anadolu’da pek çok itibarlı ve hatta Moğol düşmanı şahısların Mısır’a göçmelerine sebep oldu. Bunlar orada Sultan Baybars’ı Moğollar üzerine cihada teşvik ettiler. Tabiî ki bu gelişmeleri iyi değerlendiren Muineddin Süleyman Pervane, gizlice İlhanlılara (Moğollar) karşı Memluklar ile ittifak kurarak Baybars’ı yardıma çağırmıştır. Moğol ve Haçlılara karşı İslam dünyasının savunucusu olarak yıldızı parlayan Baybars ısrarlı davetler üzerine Anadolu’ya yürümek zorunda kalmıştır.

Anadolu’ya yürümek amacıyla Baybars ordusu ile 26 Şubat 1277’de Kahire’den hareket etmiş, 15 Mart’ta Dımaşk’a (Şam) ve 6 Nisan’da da Halep’e ulaşmıştı. Burada bir gün kaldıktan sonra Heylan(Haylan) köyü üzerinden ilerleyerek Ordu Salı günü Akça-Derbend (Derbend, Türklerce de kullanılan “Dağ geçidi” anlamında, Farsça kökenli bir sözcüktür.) denen geçite girmişti. O sıralarda Moğol ve (Moğol bağımlısı) Selçuklu birliklerinden oluşan düşman ordusu Ceyhan ırmağı dolaylarından gelmekteydi. Baybars, çıktığı dağdan (Elbistan İlçesi’nin güneydoğusunda Nurhak Dağlarının bir tepesi olmalı) Elbistan Ovasın’da ki Moğol ordusunu görebilmekteydi.

İbn Bibi’nin belirtiğine göre, Memlukların üzerlerine geldiği haberini alan Anadolu’da ki İlhanlı komutanları Tudavun Noyan ve Tuku Ağa, vezir Pervane’nin de olduğu Selçuklu ordusunu yanlarına alarak Elbistan’a doğru hareket etmişlerdir. Bunlar Binboğa (Horon) dağları yakınından geçerek savaşın cereyan edeceği yere doğru yaklaşmıştı. Bu arada ileri gönderilen Kirey adlı bir komutan emrinde 3000 kişilik öncü birlik ise Memluk ordusunu Akçaderbend geçidinin Elbistan ağzında bekliyordu. Baybars, Sungur el-Aşkar komutasında bir öncü birliği onların üzerine gönderdi. İki öncü birliğin arasında 14 Nisan 1277 Çarşamba günü yapılan vuruşmayı Memluklar kazandılar.

Moğol ordusunda 10.000 Moğol, 1000 Gürcü ve çok sayıda da Selçuklu askeri vardı. Moğol (İlhanlı) komutanlar Selçuklulara ve Gürcülere güvenmedikleri için o askerleri kendilerinden ayırtmışlardı. İki ordu Elbistan ovasının Kalfa çayırında karşı karşıya geldiler. Yapılan savaş Memlukların zaferi ile sonuçlandı 15 Nisan 1277. Moğolların korktukları savaş esnasında meydana geldi. Selçuklu askerler Moğollara ihanet etti. Selçuklu askerler savaşa katılmayarak seyrettiler.

Bu durum Moğol yenilgisini kolaylaştırdı. Üstün Memluk ordusu karşısında Moğol ve yardımcı Gürcü birlikleri ezilirler. Moğol tümen kumandanları olan Tuko (Tuku) ve Tedavan (Tedavun) Noyan’lar başta olmak üzere bütün Moğol ordusunun imhası ile sonuçlanan bu savaş neticesinde bölgeye geçici bir süre için Memluklar hakim olurlar. (15 Nisan 1277) Bu savaş sırasında Moğollar 6700 ölü, pek çokta tutsak verirler. Selçuklu birliklerin büyük bir kısmı Baybars’ın ordusuna katılırlar. Kimileri de gönüllü tutsak olurlar ve daha sonra Baybars Kayseri’ye girer.

Selçuklu, Baybars’ın bu Anadolu seferi hakkında müstakil bir belge meydana getirmiş bulunan Kadı Muhy al -Din (Muhiddin Bin-i Abdulzahir), bu savaşın Hunu (Arıtaş) sahasında olduğunu söyler. Başka bir tarih yazarı olan İzz. al Din Şaddad (İzzettin Bin-i Şaddat), ise bu savaşın Elbistan Ovasında olduğunu söyler, ancak ovanın neresinde olduğunu belirtmez. Bu büyük savaşın Elbistan Ovasının neresinde olduğu yakın tarihimize kadar belli değildi. Ancak son yaptığımız araştırmalar neticesinde savaş günümüzde Nurhak ve Elbistan ilçelerinin sınırlarının kesiştiği Derbent boğazının yakınlarında ki Kalfa çayırı alanında meydana gelmiştir.

Savaşın olduğu alan hakkında Bilge Umar adlı tarih araştırmacısı “Türkiye’deki Tarihsel Adlar” adlı eserinde bu konu ile ilgili şu bilgilere rastlamaktayız.

1277 yılında Anadolu egemenliği için Moğollarla Mısır Sultanı Baybars arasında Elbistan yakınlarında yapılan öncü savaşın yeri (Sevim Yücel sayfa 187) Derbend, Türklerce de kullanılan “Dağ geçidi” anlamında Farsça kökenli sözcüktür.

Savaş yeri gerçekte, Akça Derbend denen dağ geçidinin kuzeybatı yakınında idi. Baybars Tarihi, Baybars’ın savaş yerine gidişini (Yalıkaya çevirisi sayfa85) ve Kayseri’den Şam’a dönüşünü (sayfa 89) anlatırken, bu yerin belirlenmesine yardımcı olacak bilgiler verir. Baybars, bir Cuma günü Halep’in kuzey yakınında Haylan köy’ünden ayrılıp, Antep yakınında Dülük’ten (Gaziantep kuzeyinde demiryolu üzerinde ) ve daha sonra Göynük’ten (al Hades al Hamra, İlkçağda Adatha; İlçe merkezi Gölbaşı’nın Güneybatı yakınlarında ki İnekli Gölü’nün kıyısında ve demiryolu üzerinde; orada günümüzde Göynük adlı bir köy vardır.) geçmiş, Göksu’yu aşmıştı. (bu Göksu’yu Kilikia bölgesinde ki Göksu ile karıştırılmamalıdır; söz konusu olan, demiryolunun Gölbaşı Kasabası (günümüzde İlçe) kuzey yakınında aştığı Göksu’dur. Baybars’da demiryolunun izlediği doğal yoldan yaralanıp Göksu’yu geçmiş olmalıdır.) ordu, Salı günü öğleyin Akça Derbend denen geçide girmişti. O sıralarda Moğol ve (Moğol bağımlısı) Selçuklu birliklerinden oluşan düşman ordularını yerleştikleri yerden Elbistan Ovası’nda ki Moğol ordusunu görebilmekteydiler. (Burası Nurhak dağlarının bir tepesi olmalı)

Baybars’ın Kayseri’den Şama’a giden güzarğahını anlatırken şu bilgileri vermektedir: Keykubat Hanı (Kayseri’nin 50 km kuzeydoğusunda ki Sultan Hanı olmalı) Kara Hisar (Elbistan Ovasında, Elbistan İlçesi’nin kuzeybatı yakınında Kara Höyük) böyle idiyse Baybars, Ptanadaris (Tanır’dan geçen tarihsel yolu izlemişti) üzerinden gelip, hala ölülerin yattığı savaş alanına uğramış, büyük güçlükle Akça Derbend’i aşabilmiş, sonra Göksu’yu geçip Göynük’e varmıştı. Bu açıklamalara bakınca anlaşılıyor ki, Akça Derbend, Gölbaşı kuzey yakınında Göksun’nun geçildiği yerden Elbistan’a uzanan yolda, yani kuzeye çıkmakta olan demiryolunun izlediği doğal yoldan Kapıdere istasyonunda ayrılıp, Nurhak kasabasına (bugün İlçe) uğrayarak Elbistan’a ulaşan yolun üzerindedir. Gerçektende tam orada, yol üzerinde Nurhak kasabasının kuzeybatı yakınında bir Derbend köyü ile onun kuzey- kuzeydoğu yakınında yolun biraz ilerisinde bir Ağcaşar (Akça şehir) köyü görmekteyiz ve Akça Derbend ‘in işte burada ki derbent olduğunu anlamaktayız. Demek ki savaş yeri, Elbistan’ın güneydoğu yakınlarında ki bu derbent ile Elbistan Ovası arasında idi ve savaş, Akça Derbend’e yakın bir alanda yapılmıştır. (not. Bu alanın adı Kalfa Çayırı’dır, hemen yanında da ki pınarı adı da Kalfa pınarıdır.)

Bizim bu bilgilere dayanarak yaptığımız alan araştırmaları sonucunda Kalfa çayırı Nurhak İlçesine bağlı Barış Kasabasının (Elbistan istikametine doğru) Derbent boğazını geçtikten sonra ki alan olarak gözükmektedir. Çünkü bu yol tarihi Suriye yolu üzerinde ve savaştan sonra Baybars’ın konakladığı kervansaray Zillihan’dır. (bu hanın harabeleri günümüze ulaşmıştır) Ayrıca tarihi kayıtlara baktığımızda savaş için en uygun alan burası gözükmekte, Huni (Arıtaş) pek uymamaktadır.

Sultan Baybars, bu zaferden sonra, önce Zillihan’da dinlenmiş daha sonra Hurman Kalesine uğramış ve Ashabü’l – Kehf mağarasının bulunduğu Efsus yakınlarından geçerek Kayseri’ye doğru ilerledi. Sultanın yanında bulunan İbn Abdüzzahir, Kayseri’ye doğru gittikleri yolun yakınında Ashabü’l – Kehf’in bulunduğunu ve söz konusu yerin Yedi Uyurlar hadisesinin geçtiği mağara olduğunu belirtmektedir. Memluk ordusu tahminen Yalak (Yeşilkent), Saruz, Yedioluk, Zamantı ve Karatay Kervansaray’ı üzerinden geçerek Kayseri’ye ulaşır. Baybars şehrin Selçuklu yöneticileri tarafından terk edilmiş olduğunu gördü. Bir süre burada kalan Baybars, Ancak kendisini Moğol karşı savaşmak için davet mektupları gönderen Selçuklu veziri Muinüddin Süleyman Pervane’ nin kendisine katılmaması ve Selçuklunun çocuk yaştaki sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev (Sultan, vezir Muinüddin Süleyman Pervane tarafından tahta çıkarıldığında 2,5 yaşın da idi) ile beraber Tokat’a gitmesi üzerine Kayseri’yi terk ederek geldiği yoldan Suriye’ye geri dönme kararı aldı.Baybars’ın kısa sürede Kayseri’yi terk etmesinden büyük neden Selçuklu veziri Pervanenin ikiyüzlü siyaset uyguladığını anlamış olması ve ordusunu erzak sıkıntısına düşmesi en önemlisi de Moğol hükümdarı Abaka Han’ın büyük bir ordu ile üstüne doğru gelmesi sebep olmuştur. Pervane ise Baybars ve Abaka’yı karşı karşıya getirerek savaşın neticesine göre hareket etmek niyetindeydi. Onun gerçek amacı Anadolu’da tek söz sahibi olmaktı. Baybars dönüş yolculuğunu geldiği yolun biraz kuzeyinden yaptı. Alâeddin Kervansarayı (Sultan Hanı) – Yabanlu Ovası ve Zamantı kalesi takip edilerek 30 Nisanda Elbistan’a geldi. Memluk Sultanı Baybars (El-Melik el-Zahir Rukneddin Baybars el-Bundukdarî) kendisini karşılayan Elbistan’ın ileri gelenlerine savaş alanında ki ölen Moğol askerinin sayısını sormuş, onlarda 6770 kişi saydıklarını belirtmişlerdi. Ancak bu sayı savaş meydanında öldürülenler olup kaçarken telef edilenler dahil değildi. Süryani tarihçisi Abu’l- Farac ise öldürülen Moğol askerlerin 5000 kişi olduğunu yazar.

Elbistan üzerinden geçerek Akçe- Derbend’e ulaşan Baybars, ordusunun ağırlıklarını ve Moğollardan aldığı ganimetleri hazinedarı Bedreddin idaresinde önce yollamış ve iki gün bekledikten sonra geri kalan kuvvetlerle ilerleyerek Akçaderbend’in yanında ki kervansaray’a gelmişti. Buradan onun yolunu değiştirerek sarp dağlar üzerinden ilerlediği görülmektedir. Baybars’ın bu şekilde hareket etmesinin sebebi muhtemel bir Moğol saldırısı ve pusudan sakınmasıdır. Göksu’ya ulaşan Memluk ordusu burada geceledikten sonra 4 Mayıs tarihinde Göynük’e geldi. Baybars, yine taktik icabı yolunu değiştirerek ülkesine, geldiği Antep üzerinden değil de Maraş tarafından gitmeye karar verdi. Sarp dağlardan ovaya inen Memluk ordusu el- Han ırmağı yönünde ki harap durumda bulunan el-Eskerkis adlı kalenin yanında konaklamış daha sonra Maraş’a bağlı Börklüce yakınından geçerek Karsu Çayı yönünde ki Merri’de konakladı. Buradan hareket edilerek Derbsâk karşısına mola verilmiş ve daha sonra da 11 Mayıs ‘ta Baybars, Halep yakınlarında Anadolu seferine çıkarken konakladığı yer olan Harim’e ulaştı. Baybars’ın Anadolu seferinin Maraş üzerinden gerçekleştirmesi, Moğollarla Elbistan ovasında savaşması birçok tarih yazarların Maraş ve Elbistan çevresi hakkında bilgi vermesine neden olmuştur. Bu sayede Ortaçağ’da Maraş ve Elbistan’ın çevresinin tarihinin aydınlanmasına katkıda bulunulmuş oldu.

Bu olayı duyan Hülağa’nın ölümünden sonra İran – İlhanlı (Moğol) İmparatorluğunun başına geçmiş olan Elbistan’da ordusunun yenildiği ve Selçukların kendisine ihanet ettiğini öğrenen Moğol hükümdarı Abaka Han, haziran ayında İran’dan süratle hareket etmiş ve yanında vezir Pervane olduğu halde Sultan Baybars’ı yakalamak üzere, Elbistan’a gelmiş ise de, Baybars’ın Suriye’ye geçmiş olmasından dolayı maksadına ulaşamamıştır. Abaka Han 1277’nin Temmuz’un da Elbistan Ovasına gelip savaş meydanındaki Moğol ölülerini görünce üzüntüsünden ağlamıştır. Ölüler arasında hiçbir Selçuklu askerleri ve beyinin cesedine rastlamayınca gazaba geldi ve öfkesi bir kat daha arttı, tuzağa düştüklerine dair söylentilere inanmıştı. Bundan dolayı da kendisine vezir Pervane’nin ihanet ettiğini anlamıştı. Abaka çok iyi bir askerdi. Elinde ki topuzun sapıyla savaş meydanında Baybars’ın ordusunun kapladığı alanı ölçmüş ve onun yanında ne kadar asker olduğunu tespit etmeye çalışmıştı. Bundan onun ne denli usta savaşçı olduğu anlaşılmaktadır. Bundan sonra Abaka Han, 30.000 kişilik ordusuna Baybars’ı takip emri verdi. Bu kadar sayıda ki askerle Baybars ile baş edemeyeceğini anlamış olmalı ki, Göynükê kadar ulaşan ordusuna geri dönme emrini verdi. Abaka Han Moğolların yenilgisinin intikamını Memluklardan alamadı.

Ancak ihaneti karşılıksız bırakamazdı. Öncelikle Anadolu Selçuklularını cezalandırmaya karar verdi. Çünkü Abaka Han’a göre, Anadolu halkının ve Selçukluların Baybars ile anlaşıp çağırttıkları ve Moğolların yenilmelerine yol açtıkları için işte, bu nedenden dolayı öç almak için Anadolu’ya gelmiştir. Ayrıca Baybars’la gizlice anlaştığı için Vezir Muinüddin Süleyman Pervane’yi 1277’in Ağustos’unda Van’ın kuzeyinde bulunan Aladağ’da idam ederek öldürttü. (1277) Başta Elbistan olmak üzere, Anadolu baştanbaşa yakılıp yıkıldı, yüz binlerce insan öldürüldü. Anadolu Türk- Türkmen’inden dönemin kaynaklarına göre 200 bin – 600 bin arası insan öldürtür. Bir o kadar da tutsak alır. Tutsakların 400 binini Bayburt’ta salıverir. Semerkant’tan Kayseri’ye kadar öldürülenlerin sayısı 6 milyonu geçer. Sadece Bağdat’ta 2 milyon insan can verir ve birçok kent tarla haline gelir.

Baybars’tan çıkaramadığı intikamı Anadolu halkından çıkarmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nde ilk dinsel kıyımlar bu döneme rastlar. Baybars Hıristiyan kırımı, Abaka İslam kırımı yapar. Daha sonra dinsel kırımları Türkmen kırımları izler. Abaka Han’ın Anadolu yönetimini bıraktığı Prens Kongurtay (1278- 1284), tam bir kırım yapar. Moğollar, Elbistan Savaş’ından sonra Selçuklu sultanlarının yetkilerini sınırlayarak ülkeyi genel valiler ile idare etmeye başlamışlardı.

Dımaşk (Şam)’a dönen Baybars orada aniden hastalanarak 1277 yılında 14 gün süren dizanteri neticesinde 54 yaşında öldü.

Ölümünden sonra yerine sırasıyla oğulları geçmiştir. Büyük oğlu Berke Han, uygunsuz kararlar aldığı için kumandanların kararıyla kendini fesh etmiştir. Berke Han, bu kararı kabul etmek zorunda kalmıştır. Berke Han’dan sonra devletin başına el-Adil Sülemiş geçmiştir. Sülemiş’in yedi yaşında olması diğer kumandanları harekete geçirmiştir. Bundan sonra devleti El-Mansur Seyfeddin Kalavun yönetmeye başlamıştır. Memluk sultanı olan Seyfeddin Kalavun (1279–1290) Moğol ordusunu Humus’ta karşıladı ve Türkmenlerinin yardımıyla da Moğolları ağır bir yenilgiye uğratmıştı. .

Memluk Sultanı Kalavun, 1281’de Abaka Han’ın kardeşi Mengü Timur komutasında bir ordunun Anadolu’ya gönderildiği ve bunların gerçek amaçlarının Memlukların üzerine yürümek olduğu haberini almıştı. Mengü Timur, Kayseri ve Elbistan arasında bir yere gelerek burada karargâhını kurmuştu. Bunun üzerine Kalavun da Ayıntap, Göynük ve Akçaderbend üzerinden geçerek Elbistan’a ulaşan bir keşif kolu gönderdi. Memlukların bu keşif kolu daha önce iki tarafın karşılaştığı Elbistan ovasında, bir gurup Moğol askerini mağlup ederek onarlın arasında bulunan Abaka’nın Emir-i ahuru olan Çoltar Bahadır’ı yakalamıştı. Bu şahıs Dımaşk’ta bulunan Kalavun’un huzuruna getirilerek, Moğol askerleri hakkında bilgi alındı. Bu bilgiler sonucunda Moğol ordusunda ki asker sayısı 80.000 olup bunun 50.000 Moğol olup geri kalanları ise Türk, Gürcü, Ermeni ve Haçlılardan oluşmaktaydı. Moğol (İlhanlı) ordusu Sarız-Elbistan-Akçaderbent-Göynük üzerinden geçerek Rahbe tarafına gelmiştir. Sultan Kalavun öncü birliklerle Moğolların gücünü yokluyordu. Ayrıca Orta Anadolu üzerinden gelen başka bir Moğol birliği Ermenilerin elinde bulunan Maraş’ı gelmişti. Mengü Timur komutasında Hama’ya doğru ilerleyen 80.000 kişilik ordu Rahbe üzerinden Hama’ya yönelir. Memluk ordusu da Suriye şehirleri olan Hama ve Humus arasında bu orduyu karşıladı ve bir kez daha yenmeyi başardılar. Bu yenilgi üzerine Mengü Timur zehirlenerek öldürülmüş, Abaka Han’da üzüntüden kahrolarak öldüğü söylenmektedir.

Bu önemli tarihi olayı gençlerimize öğretmek mecburiyetindeyiz, çünkü tarih şuurlarının güçlenmesi açısından önemlidir. Unutmamalıyız ki “Tarihini unutan milletlerin coğrafyasını başkaları çizer”

Adnan GÜLLÜ

Tarih Araştırmacısı

Faydalanılan Kaynaklar

  • Elbistan Tarihi (Adnan Güllü Elbistan yay. 2003)
  • İlkçağda Türkiye Halkı(Bilge Umar İnkılap yay. İstanbul1999)
  • Türkiye’de ki tarihsel adlar ( Bilge Umar İnkılap yay. İstanbul 1993)
  • Maraş Yolları (Hasan Reşit Tankut Recep Ulusoğlu Matbaası Ankara 1944)
  • Selçuklular Zamanın da Türkiye ( Osman Turan Boğaziçi yay. İstanbul 1993)
  • İlkçağdan Dulkadirlilere Kadar Maraş (Yrd. Doç.Dr. İlyas Gökhan, Yrd. Doç. Dr. Selim Kaya Ukde yayınları 2008)
  • Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş (Yrd. Doç. Dr. İlyas Gökhan Ukde yay. Öncü Basımevi Ankara 2011)

 

Kaynak: http://bizimelbistangazetesi.com/yazar.asp?yaziID=17138

Print Friendly

Leave a Reply