Celladına Aşık Olan Ece Saygun Utanır mı?

Türkiye’nin son darbesi “Ergenekon”‘u kurgulayanlar, herhalde dünya tarihinin bu en uzun soluklu ve yaratıcı darbesini kurgularken, karşılarındaki hedefin bu kadar basiretsiz, bu kadar omurgasız ve bu kadar korkak olacağını tahmin etmemişlerdi.

O yüzden bu süreci akıllıca bir yöntemle dalga dalga kurguladılar.

Toplumsal ve bürokratik zemini yumuşata yumuşata giden bu dalga metodolojisi, başından itibaren ABD ve AB büyükelçiliklerinin koçluğunda ve FBI’nın “önleyici dava” doktrini çerçevesinde gerçekleştirildi.

Baktılar direniş yoktu, baktılar cesaret yok, baktılar engel yok, “Ergenekon” sürecini bugün geldiği noktaya taşıdılar.

Gelinen noktayı seyrediyorsunuz.

Son 6 senedir yüzlerce insanın iftira ile kanına giren, hayatını karartan, çoluğundan çoçuğundan ayıran puştlar korosu şimdi ekranlardan ve köşelerinden sanki ellerinde onlarca insanın kanı ve canı yokmuş gibi;

“Askerlere haksızlık yapılıyor”

teranesi okuyorlar.

Sanki bu insanları içeri atan cuntanın şakşakçılığını , yaverliğini, kuryeliğini, köpekliğini onlar yapmadı.

Sanki Kuddusi Okkır koğuşundaki yatağında kıvrana kıvrana ölürken, onlar “Türkiye’nin bağırsakları temizleniyor” diyenlerin eteğinden sebeplenmiyorlardı.

Sanki bu ülkenin teğmenleri , helikopterlerden iner inmez “terörist” suçlaması ile gözaltına alınıp, “sehven” üretilen delillerle içeri tıkılırken adalet adına vicdanları bir nokta kızarmış gibi.

Bu puştlar sürüsünün pişkinliğine ve halkın balık hafızasına güvenen iktidar ricali de, utanmasalar Silivri’deki protesto gösterilerine ellerinde pankart katılacak hale geldi.

Hadi bütün bu utanç tablosunu iktidar çürümüşlüğünün diyalektiği açısından normal sayalım. “Dün dündür, bugün bugündür” şeklinde süregelen zihniyetin ustalık aşaması sayalım.

Peki ya bu sürecin kurbanlarının cellatlarına duymaya başladığı aşkı nasıl sınıflandıracağız?

Bu bir körleşme midir, bir aptallaşma mıdır, bir ahlaksızlaşma mıdır?

Neler görmedik ki…

Savcı Öz’e mektup yazıp;

“beni niye içeri attınız. Ben şu kadar çam ağacı diktim, şu kadar başarı ödülü aldım”

diyen kuvvet komutanı mı arar sınız…

Öcalan’a solun lideri muamelesi yapan OdaTV’de yazmayı kendine yediren asker mi ararsınız…

Şamil Tayyar’a kendisini ziyaret etsin diye mektup yazan mı ararsınız…

Ayşe Arman gibi bir medya lalesinin bu süreçte oynadığı rolü görmeyip, ona boy boy poz vereni mi ararsın…

Celladının karşısına makyaj yapıp, düğme ilikleyip çıkanlar kadrosuna en son Ergin Saygun’un kızı Ece Saygun katıldı.

Tayyip Erdoğan’ın, “Ergenekon” operasyonunun son safhasında oynadığı propaganda oyununa alet olan Ece Saygun, Tayyip Erdoğan’ın telefonlarına çıkmakla kalmadı, babasını ziyaret etmesini sevinç çığlıkları içinde karşıladı.

Tayyip Erdoğan’ın kararttığı hayatlar üzerinden şimdi de kahraman rolüne soyunduğunu görmesi gereken Ece Saygun’un twitter hesabı üzerinden yazdıklarını okuyunca tablonun vehameti daha da keskinleşiyor:

“Sayın Kadir Topbaş bir çiçek yolladı kiiiiiiiiiiiiiiii, direk üstüne yatarım babama da vermem de söylemem de!”

Anlayacağınız Tayyip Erdoğan’la sınırlı bir çoşku patlaması değil Ece Saygun’un yaşadığı.

Ece Saygun, Tayyip Erdoğan ve bütün dadaşlarının ilgisine mazhar kalmaktan o kadar mutlu ki…

Bu sürecin cellatlarını nasıl meşrulaştırdığını bir an olsun düşünmediği belli.

Utanması yok.

Bu süreçte babalarını, annelerini, kardeşlerini, dayılarını, amcalarını kaybeden onlarca kişiden zerre utanmıyor.

“Canım babacığım” diye ucuz aile romantizmleri yaparken, Kuddusi Okkır’ın oğlu aklına gelmiyor.

İçerideyken abisi intihar eden Mehmet Demirtaş’tan haberi bile yok.

Utanmadan…

“Ben özel yetkili mahkeme zulmünü yaşamış insanım”

tweetleri atıyor.

Be utanmaz…

O özel yetkili mahkemeleri , senin bugün ballı börekli, ağızların kulaklarında ağırladığın Tayyip Erdoğan koruyup, yüceltmedi mi?

Be utanmaz…

Sen özel yetkili mahkeme zulmü görmemişsin…

Senin haberin bile yokken; yüzlerce insan o özel yetkili mahkemelerin hukuk katliamı ile ailelerinden, sevdiklerinden koparıldı.

Siz o zamanlar babanızın kalbinin değil, terfisinin kaygısını yaşıyordunuz.

Ve şimdi , Tayyip Erdoğan’ın propaganda şovunun ışıkçılığına soyundunuz.

Celladinizin karşısına makyaj yapıp, düğme ilikleyerek çıktınız.

Bu ülkenin namusu için Cumhuriyet tarihinin en sinsi planının karşısında eğilmeyen binlerce insana ve ailesine karşı yaptığınız bu terbiyesizliği , “Devlet terbiyesi” masalları ile maskelemeye çalışıyorsunuz.

Başka kapıya!

“Mücadelemiz sürecek” lafları ile bizleri salak yerine koymayı bırakın.

Babanızın da mensubu olduğu orduya, hiç bir düşman ordusunun bile cüret edemeyeceği hakaretleri eden bir adamın karşısında düğme ilikleyerek büyük bir oyuna alet oldunuz.

Zulmün dört duvarı arasında yatmayı bilmeyenlerin, zulmün karşısında dik duramayacağını kanıtladınız.

Bülent Arınç’ı bir kere daha haklı çıkardınız.

Bu ülkenin subayları tek tek içeri alınırken, “ülkenin bağırsakları temizleniyor” diyen Bülent Arınç’ı da artık beş çayında ağırlarsınız…

Siz de bu mücadele azmi olduktan sonra, ailecek Zekeriya Öz’le pikniğe bile gittiğinizi görebiliyoruz.

Silah arkadaşları içeri atılırken terfi kaygısı ile tek laf edecek cesareti bulamayanların, can kaygısı ile cellatları karşısında el pençe divan durmasına şaşan bizlerde hata.

Yazıklar olsun!.

Açık İstihbarat

Print Friendly

Leave a Reply