Utku Erişik: İYİ Kİ VARSIN, NAMUSUMUN BEKÇİSİ!

İyi ki geldin…

Sen gelmeden biz, kızlı erkekli “ortaya karışık”, hatta karmakarışık yurtlarda kalıyorduk. Tıpta okuyan erkek öğrenciler, anatomi dersini kızların çıplak bedenlerinde çalışıyor, labia minora (küçük dudak) ile labia majora (büyük dudak) arasında gidip gelen muhabbetlerini genital espirileriyle süslüyor, turnayı tam “G noktası”ndan vuruyorlardı. Tıpta okuyan kız öğrenciler ise, beyaz önlüklerinin ceplerinde vibratörle dolaşıp, teneffüslerde gönül muhabbetinin telini öyle titretiyorlardı.

Yoksa her ile bir üniversite açarken, 10000 öğrenci kontenjanlı okullara 1000 kişilik yurt yapıp, geri kalan 9000 öğrenciyi tarikat yurtlarına sen mecbur etmedin. Yoksa asgarî ücretli ana-babaların gönderebildiği parayla o öğrencileri her gün makarna yemek zorunda sen bırakmadın. Hep bizim yüzümüzden oldu, hep bizim yüzümüzden!… Allah da bizi kahretsin!… Hadi önden bir de hazır çorba içtiler, makarna kuru kuru gitmesin diye… Yoksa bu “vesayetçi statükocular”, öğrencilerimize yemek üstüne tatlı niyetine “sex shop”lar aracılığıyla “azdırıcı şurup” da içirirdi; ama neyse ki IMF de göndereceği faizli krediye “geciktirici sprey” sıktığından, para gecikti, olmadı… En azından artık “sex shop”un helali var da, bu sapık öğrenciler alışverişini yapınca “Bereket versin!” yerine “Helal olsun!” deniyor… Senin sayende, çok şükür ki geldin!

İyi ki geldin…

Sen gelmeden biz kızlı erkekli “ortaya karışık”, hatta karmakarışık evlerde kalıyorduk. Hukukta okuyan kız öğrenciler, medenî hukuk dersini erkeklerin kucağında çalışıyor; mevcut yasalar ne derse desin, “Bir erkeğin kucağına kaç kadın sığar?” sorusunun yanıtını kucakta arayarak, kendi hayvansal güdüleriyle kendi orman yasalarını koyuyorlardı. Öğrenci evlerinden yükselen çığlık seslerini polise ihbar eden muhbir laikler sayesinde, “avukatlık stajımızı” karakollarda birbirimizle yapıyorduk. Savcıdan “Nasıl savcı olunmaz”ı, “cüzdanıyla vicdanı arasında sıkışan” yargıçtan yargının içine düştüğü içler acısı durumu capcanlı görüp öyle fakülte bitiriyorduk. Oysa şimdi? Gusül abdestini TOMA’lardan fışkıran sularla alan tertemiz ve tövbekâr kulların nesli olduk.

Yoksa kızlara “eve erkek alır” diye, erkeklere “eve kız atar” diye ev vermeyen geri kafalı evsahipleri senin de içinden başarıyla geçirildiğin eğitim sisteminin bir sonucu değildi. Yoksa Köy Enstitüleri’nde kız-erkek karma eğitim alıyor diye “Buralarda fuhuş yapılıyor!” yaygarasını koparan da senin babaların değildi. Hep bizim yüzümüzden oldu, hep bizim yüzümüzden!… Araya paravan sokup Esra Erol’unizdivaçprogramında evlenecektik, en doğrusu buymuş meğer, yapamadık. Oysa ki “evimiz vardı, arabamız vardı, emekli maaşımız vardı”… Ama o programda “döşü gıllı” erkek isteyen; paravanın arkasındaki erkeğe ayak numarasını, “Ayağı büyük olanın her şeyi büyük olur!” diyerek soran nice kadını benim gibi nice erkek kaçırdıysa, bu da senin yüzünden!… Bilsek, gençlik rüyalarımızla aşık olduğumuz kadınlara şiirler yazmaz, cinselliği genelevlerde öğrenir, sonunda “Özgürlük!” diye bağırılan “Cesur Yürek” benzeri konusuz(!) filmler yerine, sonunda “Harikaydın!” diye bağırılan konulu(!) porno filmler izlerdik. Oysa bir kadına nasıl davranmamız gerektiğini bize yine bu ülkenin onurlu kadınları öğretti. Bugün kadına “seks” üzerinden bakan, aklını orasıyla bozmuş, namusunu da uçkurunun öte yanına gizlemiş bu iğrenç erkek modelini sen yaratmadın. Özür dileriz, sanırız biz yarattık. Allah da bizi kahretsin, işte bu yüzden!…

İyi ki geldin, sen iyi ki geldin…

Sen gelmeden biz kızlı erkekli “ortaya karışık”, hatta karmakarışık parklarda geziyorduk. Makine mühendisliğinde okuyan erkek öğrenciler, seks makineleri yapıp, bunu da Gezi Parkı gibi, Atatürk Orman Çiftliği gibi ahlâkın dibe vurduğu yerlerin ağaç altlarında kızlar üzerinde deniyorlardı. Endüstri mühendisliği öğrencileri, bu seks makinelerinde bir seferde en fazla kaç orgazm yaşanabileceğinin verimlilik hesabını yaparken, elektronik mühendisliğinde okuyan arkadaşlarımız, ahlâk zabıtalarının baskınına karşı bu makineyi tek tuşla şemsiye gibi kapamanın çaresini düşünüyorlardı. Yoksa tabelası olan ama laboratuarı olmayan mühendislik fakültelerini sen açmadın… Yoksa zorunlu staj yapacak öğrenciler, kendi kentlerinde bir tane bile açık fabrika kalmadığından İstanbul’a akın ettilerse buna sebep sen olmadın. Hepsi bizim yüzümüzden, hep bizim yüzümüzden!…

İyi ki geldin…

Sen gelmeden biz kızlı erkekli “ortaya karışık”, hatta karmakarışık sahnelerde rol alıyorduk. Tiyatro bölümünde okuyan kız öğrencilerin o kulis arkasındaki hallerini görmeliydin! Benim gibi erkek oyuncular, sevişmeyi nerede ve nasıl öğrendi sanıyorsun? Oyuna çıkmadan önce dünyanın en kırmızı noktalı “seks oyunları” oynanıyordu perde arkasında… Oyun müziği girince herkes kan ter içinde sahneye fırlardı. Sen geldin, bu rezillik bitti. Artık herkes adabıyla hazırlanıyor oyuna… Hatta salonda tek kulis varsa, herkes kostümünü evde giyip geliyor. Bu nedenle sen geldikten sonra, halk otobüsünde “Kral Lear” ile “Juliette”i aynı anda görür olduk, sanat sokağa inmiş oldu, iyi oldu. Demokrasi denen şey de bizim “ileri demokrasi”mizi kıskanıyormuş, keyfi bilir; boşver, kıskanan Othello olsun aşkım!

İyi ki geldin…

Sen gelmeden biz kızlı erkekli “ortaya karışık”, hatta karmakarışık fen bilimleri okuyorduk. Fizik bölümünde okuyorsak, fiziğimize uygun giyinip hatlarımızı gizlemeyi; kimya bölümünde okuyorsak, kimyamızı bozan doğum kontrol haplarından uzak durmayı; biyoloji bölümünde okuyorsak biyolojimizi alt üst eden esrar partilerine gitmemeyi öğrendik, senin sayende. Kızları bir tarafa, erkekleri bir tarafa atman iyi oldu. Yoksa fizik dersinde “em ce kare” derken “emmeyi” anlayıp öyle “enerji” üreten ve Einstein’a pabucunu ters giydiren arkadaşlarımız vardı. Yoksa kimya dersinde aralarında kovalent bağlar kurup, tamamen organik yollardan hamile kalan arkadaşlarımız vardı; organik kimyadan da anladığımız buydu. Yoksa biyoloji dersinde Mendel Yasası ile kendi aralarında çaprazlanıp, her kombinasyondan çocuk yapana kadar uğraşan arkadaşlarımız vardı. İyi oldu gelmen, hem de çok iyi oldu.

İyi ki geldin…

Yoksa biz rüşvet almayı namussuzluk biliyorduk.

Meğer evimize “kız-erkek” ayırdetmeden “arkadaş” almak namussuzlukmuş.

Yoksa biz rüşvet vermeyi namussuzluk biliyorduk.

Meğer eğlenmek gibi en doğal hakkını kullanıp da, senin gecenin 10’unda kapattığın yurda giremediğinden evimizin kapısını açtığımız arkadaşımıza odamızın birini vermek namussuzlukmuş.

Yoksa biz emperyalizmin efendileri ile din baronlarını dinlemeyi namussuzluk biliyorduk.

Meğer evimizde eline bağlamasını veya gitarını alan kız arkadaşlarımızın “Amerika katil katil!” diye söylediği türküleri erkek olarak dinlemek namussuzlukmuş.

Yoksa biz binlerce kadınımızı genelevde çalışabilmek için elinde vesikasıyla sırada bekleten düzenin patronu olmayı namussuzluk diye biliyorduk.

Meğer “babası ölmüş” aydın arkadaşlarımızın yurda girmek için sıra beklediği ama tarikat dersanelerinden gelen “babası sağ”ların çatır çatır oda kaptığı düzeninizde, evimizin kapısını “kız” olarak değil, “insan” olarak gördüğümüz dostlara açmamız namussuzlukmuş…

İyi ki geldin…

Sayende koskoca bir ulus, bu fuhuş cehenneminden kurtuldu.

İyi ki geldin…

Sayende koskoca bir ulus, bu namussuz gidişata bir son verdi.

İyi ki geldin…

Sayende koskoca bir ulus, Genelkurmay Başkanlığı’ndaki teröristlerden kurtularak Kandil’deki “komutanlar”ına kavuşup, yargı namusunun ne demek olduğunu anladı.

İyi ki geldin…

Sayende koskoca bir ulus, İmam Hatip Liseleri’nde okumayan ve türban takmayan “kötü yola teşne” kızlarını görüp tanıma, aynı evlerde “aşna fişne” yapan çocuklarına lanet etme fırsatı buldu.

İyi ki geldin…

Sen gelmeseydin, gayrı meşru hayatımız sürüp gidecekti böyle. Oysa şimdi komşularımızın muhbirliğinde denetlenen ve sana ibadet etme noktasında kenetlenen bir meşruiyet kazandı her şeyimiz.

İyi ki geldin…

Yüreğimin en derini Atatürk’ümün “Geldikleri gibi giderler!” sözü de, hiçbir zaman böylesine tarihsel bir derinlik ve hiçbir zaman böylesine coğrafyasal bir güzellik kazanmamıştı!

İLK KURŞUN

utku@tiyatrobirileri.com

Print Friendly

Leave a Reply