Cumhuriyet düşmanı Osmanlı sevdalısı

cumhuriyet-dusmani-osmanli-sevdalisi-1706141200_m17.06.2014 19:40

CHP-MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu adını açıklamasının ardından yaşanan tartışmaya eski öğrencisi TKP Eski Genel Başkanı Erkan Baş da katıldı. İstanbul Üniversitesi’nde İhsanoğlu’nun bir dönem başında olduğu Bilim Tarihi Bölümü’nde akademisyen de olan, İhsanoğlu’nun başında olduğu Türk Bilim Tarihi Kurumu’nda çalışan Baş, sosyal medyada İhsanoğlu’nun adının açıklanmasının ardından aralarındaki diyalogları anlattı. Odatv, olarak Erkan Baş’a mikrofon uzatarak İhsanoğlu’nu sorduk. Erkan Baş, İhsanoğlu’nun hiç bilinmeyen yanlarını aktardı.

İhsanoğlu’nun adının açıklanmasının ardından sosyal medyada “1997’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Bölümü’ne girdiğimde Bölüm Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu’ydu. Bu nedenle kendisini maalesef yakından tanıdım. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun girdiği ilk dersi hatırlıyorum. “İslam bilimi laiktir” dediği için itiraz etmiştim ve epey tartıştık. Sonra hep “kavga” ettik. İhsanoğlu’nu 2008’e kadar çok yakından izledim. Şeriatçı ve Osmanlıcı’dır. Abdullah Gül ile dostluğuna ve Amerikancılığına da şahitlik yapabilirim. İhsanoğlu hep Osmanlı’yı öven Cumhuriyet’i yeren tezleri ile bilinir. Şimdi Cumhurbaşkanlığı için aday olmasına ‘insan gerçekten hayret ediyor’ ifadeleriyle İhsanoğlu’nun adaylığını yorumlayan Baş, Odatv’ye şunları söyledi:

İYİ BİR HOCA DEĞİLDİ

1997’de İÜ Edebiyat Fak. Bilim Tarihi Bölümü’ne girdiğimde Bölüm Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu’ydu. Bu nedenle kendisini bir öğrencinin hocasını tanıdığı kadar tanıdığımı söyleyerek başlayabilirim. Ancak bu yetersiz olur, zira üniversiteye girdiğimde de devrimciydim ve bir devrimcinin o dönem İslam Konferansı Örgütü’ne bağlı bir kurum olan IRCİCA (İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi)’da Genel Direktörlük görevi üstlenen bir kişiyi daha fazla merak edip, daha yakından tanımaya çalışmasından doğal bir şey olamazdı.

İhsanoğlu’nun girdiği ilk dersi hatırlıyorum “İslam bilimi laiktir” dediği için itiraz etmiştim ve bu itirazımdan sonra epey tartıştığımızı hatırlıyorum. Sonra karşılaştıkça hep “kavga” ettik diyebilirim. İhsanoğlu’nun iyi bir hoca olduğunu da söyleyemeyeceğim, zira derslere ve üniversiteye düzenli geldiğini bile hatırlamam. Hep dışarıda çok önemli işleri olan bu yoğunluk nedeniyle akademik faaliyetle pek ilgilenemeyen birisi gibi görünürdü. Ancak dışarıda da pek önemli işler yapmadığını biliyorum.

BİR KEZ BİLE GELMEDİ

Nereden biliyorum? Okul bitince ilk çalışmaya başladığım yer Türk Bilim Tarihi Kurumu’ydu (TBTK) ve İhsanoğlu bu kurumun da Başkanı’ydı. 6 ay boyunca kurumun genel merkez binasına bir defa bile gelmediğini söyleyebilirim. Yeri gelmişken söyleyeyim, İhsanoğlu’nun bir özelliği de bir kere “Başkan” olduğu bir kurum veya kurulda sürekli olarak kalmak konusunda ısrar etmesidir. Bunun bir “Osmanlıcı” yaklaşım olduğu söylenirdi. Bu kurumların hiçbirisinin de bir gelişkinlik gösteremediğini eklemem gerekir.

BAŞKALARI YAZIYOR O İMZA ATIYORDU

TBTK’nın resmi binası İstanbul Yıldız Sarayı içindedir. Bu yer aynı zamanda İRCİCA’nın merkezidir. İhsanoğlu’nun burada bir nevi padişah gibi yaşadığını da buradaki mesaimden biliyorum. O sırada yakın bir çalışmamız olmasa da nadiren rastlaştığımız olurdu. Daha önemlisi birlikte çalıştığı veya daha doğru bir ifade ile işlerini yaptırdığı kişilerle sık sık görüşürdüm. Örneğin imzasıyla yayınlanan pek çok çalışmanın aslında kendisine ait olmadığını o kurum içerisinde profesyonel olarak çalışan personele yaptırıldığını biliyorum.

CUMHURİYET DÜŞMANI OSMANLI SEVDALISI

Bunlar önemli midir? Bir tarafıyla hiçbir önemi yok. Ancak gündelik hayat içinde durduğu yeri gösteren önemli örneklerdir ve bunları çok az kişinin bilebileceğini tahmin ettiğim için paylaşmak istedim. Kişisel tanıklığa ekleyebileceğim çok şey var ama hiç unutamadığım ve gündem olduğunda arkadaşlarıma hayretle aktardığım şeylerden birisi de İhsanoğlu’nun Osmanoğulları ailesinin yaşayan fertleriyle ilişkisi. Kendilerinden söz ederken nasıl bir saygı, hürmet gösterdiğini, sanki hala ülkemizde bir imparatorluk varmış gibi davrandığını biliyorum. İhsanoğlu, bugün ne söylerse söylesin bir Cumhuriyet düşmanı ve Osmanlı sevdalısıdır. Siyasal gelişmelerle ilgili her ağzını açtığında meseleyi İttihat ve Terakki’ye bağlayıp, Cumhuriyet’i kuran kadroların o zihniyetin taşıyıcıları olduğunu söyleyip, her türlü musibeti bu zihniyete bağladığını biliyoruz.

AMERİKANCILIĞINA ŞAHİDİM

Abdullah Gül ile dostluğuna ve Amerikancılığına da şahitlik yapabilirim. İhsanoğlu hep Osmanlı’yı öven Cumhuriyet’i yeren tezleri ile tanınırken şimdi Cumhurbaşkanlığı için aday olmasına Abdullah Gül’ün deyişiyle “insan gerçekten hayret ediyor”.

Buraya kadar kamuoyunun bilmediği kimi özelliklerini kişisel tanıklıklarım üzerinden aktarmaya çalıştım. Ancak meseleye bu verilerin üzerine kişisel tanışıklığı aşan bir noktadan yaklaşarak kimi düşüncelerimi de bu vesileyle paylaşmak istiyorum.

SİSTEMİN KRİZİ KONTROL ALTINA ALINMAK İSTENİYOR

Cumhurbaşkanlığı seçimleri için CHP ve MHP’nin ortak adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ilan edilmesi, Türkiye’nin giderek derinleşen krizinin bir başka göstergesidir. AKP iktidarının yürüttüğü strateji, geniş halk kesimlerinde güçlü bir tepki oluşturmuş ve bu tepki kendisini seçim sonuçlarından protesto eylemlerine kadar çok değişik biçimlerde ve ölçeklerde ortaya koymuştur.

Ortaya çıkan tablo, Türkiye kapitalizminin AKP eliyle olağanlaştırılmasının, rejime yönelik tepki ve huzursuzluğun kolaylıkla bastırılmasının giderek güçleştiğini açık seçik ortaya koymaktadır. Bu tepki ve huzursuzluğun rejim içi bir takım hamlelerle yumuşatılması, kontrol altına alınması ve evcilleştirilmesi, şu ana kadar krizin derinleşmesi ihtimaline karşı bulunabilen tek çözüm gibi görünüyor. Burada ancak sermayeye ve emperyalizme atfedilebilecek bir siyasal aklın devreye girdiğini söyleyebiliriz.

GERİCİLER ARASINDA BİR GERİCİ

Fakat çözüm diye ortaya atılan denemeler, uzun ömürlü ve etkili olamamanın yanı sıra, toplumdaki aranışa yanıt olmaktan da hızla uzaklaşmaktadır. Özellikle CHP’de somutlanan düzen içi muhalefetin, sola açılma ya da solu temsil etme başka bir ifadeyle halkın tepkisiyle buluşma gibi bir çabası yoktur. Bu boşluk, CHP’nin bunu akıl edememesi meselesi değil, doğrudan doğruya AKP rejiminin kendi iç dengeleri açısından böylesi bir boşluğa izin vermemesidir. İkinci Cumhuriyet, kendi sınırları içerisinde muhalefet etmek isteyenler için en fazla İhsanoğlu gibi figürlere alan tanımaktadır. Diğer bir deyişle, AKP’yi ve CHP’yi kapsayan İkinci Cumhuriyet rejiminde, muhalefet gericiler arasından bir gericiyi seçmek düzeyine indirgenmiştir.

AKP’Yİ MEŞRULAŞTIRIR

Şöyle bir benzetme yapabiliriz, düzen güçlerinin hayali önümüzdeki günlerde yapılacak seçimin bir “halifelik seçimi” olarak anlam kazanmasıdır. Bu koşullarda yapılacak her tercih, hangi adayın ya da projenin galip gelmesinden bağımsız olarak, İkinci Cumhuriyet’in ve AKP rejiminin meşruiyetini onaylamak anlamına gelecektir.

Böylesi bir tablo, geniş halk kesimlerinin özgürlükçü ve seküler taleplerinin karşılanmasını, AKP’ye karşı biriken tepki ve hoşnutsuzluğun siyasal bir hedef haline getirilip güçlendirilmesini, nihayetinde Türkiye’nin AKP karanlığından kurtulmasının yolunun açılmasını, hala güncel ve yakıcı bir gereksinim haline getirmektedir. Türkiye halkının AKP’den kurtulma arzusu ve iradesiyle, ana muhalefet partilerinin AKP rejimini olağanlaştırma çabaları arasında telafisi imkansız bir uyuşmazlık olduğu bir kez daha tescillenmiştir. Bu uyuşmazlık, şimdiye kadar çeşitli algı yönetimi taktikleriyle, oldu bittilerle, kurnazlıklarla gizlenebilmişti. Artık, bütün işi, halkın oyalanması olan bu sahte muhalefetin de sınırlarına yaklaşılmıştır. Halk, yerel seçimlerde yaşadığı aldatılmanın ve hayal kırıklığının tekrarlanmasına izin vermemelidir, vermeyebilir. Bu ihtimal, ciddiye alınmalı ve güçlendirilmelidir.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı, sözünü ettiğimiz tablonun kaçınılmaz sonucudur.

AKP’YE HAPSOLURSAN DAHA İYİSİ ÇIKMAZ

AKP rejiminin kurallarına tabi olmayı tercih etmiş bir muhalefet anlayışının, İhsanoğlu’ndan daha iyisini üretmesi de imkansızdır. Fakat İhsanoğlu’nda cisimleşen muhalefet tarzı ve anlayışı, aynı zamanda en zayıf noktadır. Başta CHP olmak üzere, halkı oyalamaya, türlü kurnazlıklarla halkın beklentilerini ve taleplerini istismar etmeye çalışanlar, giderek daralan bir alana sıkışmışlardır. Bu daralan alanın, hızlanarak tümüyle kapanması, halkın kendi talepleri doğrultusunda kendi örgütlü mücadelesini inşa etmesi hayal değil, gerçekçi bir seçenektir. Bu, güçlendirilmesi ve hazırlıklarının yapılması gereken bir seçenektir. Hepimize düşen görev budur.

Odatv.com

 

Kaynak: http://www.odatv.com/n.php?n=cumhuriyet-dusmani-osmanli-sevdalisi-1706141200

Print Friendly

Leave a Reply