İzzettin Doğan neye alet olduğunun farkında mı?

Önce, bir kimlik tesbiti yaparak başlayalım. Ben, Alevi değilim. Dünyaya gelirken tercihimi sorsalardı, eğer ille de Türkiye’de dünyaya gelecek isem, Aleviliği seçerdim. Demokrasi anlayışları, insan haklarına bakışları, bizi biz yapan değerlere bağılılıkları –  bana hep yakın gelmiştir.

Elbette bu kesimin de kendi içinde bir takım sorunları vardır, normaldir. Bu tartışmalarında taraf olmak bana düşmez. Gündemdeki son tartışma konusunda ise, bağışlasınlar, fikir beyanı bana da – hepimize de düşer.

Biliyorsunuz – Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, Fethullah Gülen ile birlikte Ankara’da cami ve cemevi’nin yanyana yer alacakları bir ibadethane yapmak üzere anlaştıklarını açıklayınca, Alevi derneklerinden tepki yağdı.

Hocam… Ne yaptığınızın farkında mısınız? Neye âlet olduğunuzu, hangi amaçla kullanıldığınızı hissetmiyor musunuz?

Diyanet’ten nüfusa oranla bir pay almak veya almamak, cami-cemevi eşitliğini mutlaka sağlamak, Emevi softalığına karşı ne tür bir mücadele verileceği gibi konular dururken, nasıl böyle bir teslimiyet içine düşebiliyorsunuz, hayret ediyorum.

Özel sohbetlerde, Alevi dostlarıma sizin son derece toleranslı ve ülke bütünlüğünü gözeten bir bilim adamı olduğunuzu anlatmaya çalışırdım. Bu tavrınızla, hakkınızda benim gibi düşünenlerin ellerimizdeki sizinle ilgili son kozu da aldınız.

İnancınızı yok sayanların kucaklarına mı oturacaksınız?

Aslında soruyu şöyle sormalıyım:

Şah Hatayi’nin mısralarındaki gibi “Kırk yıl kazanda dur kayna / Daha çiğsin can dediler” diye mi anılmak istiyorsunuz?

TÜRK ALEVİLERİ, EMEVİ SOFTALARI NEDEN SEVMEZ?

Konumuz bu değil ama, tabu gibi telaffuzundan kaçınılan bir tarihî gerçeğe – yeri geldiği için temas etmemizde yarar olduğunu düşünüyorum… Sevmezler, çünkü Türkler’in İslâmiyet’i kabûlü, öyle gönül rızası ile, uydurma rüyalarla filan değil – kılıç zoru ile olmuştur.[1]

Türkler, Arap ordularına karşı tam 70 yıl direnmiş… Kanlı savaşların sonunda yenilerek İslâmiyet’i kabul etmişlerdir. Bu savaşlarda:

1-100 bin’in üzerinde Türk katledilmiştir.

2-50 bin’in üzerinde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.

3-Şehirler yağmalanmış, ganimet diye Türkler’in herşeyi talan edilmiştir.

4-Tüm zenginlikler, tarihî eserler yok edilmiş… Yakılmış, yıkılmıştır.

5-Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamı”nda 40 bin Türk’ün kafaları kesilerek 24 km.’lik bir yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır.

6-Aynı şekilde “Curcan Katliamı’nda da esir alınan 40 bin Türk’ün de nehir kenarında kafaları kesilmiştir.

Bu tarihî gerçekler “İslâm İnancımız  Etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte, bahsedilmemektedir.

Türkçü siyasetçiler bile bu konuyu geçiştirmeyi daha uygun bulmuşlardır.

Alevilik, aslında Araplar’ın hilafet makamını sahiplenmek için verdikleri kavga yüzünden değil, Emevi softalığından ve yobazlığından bir kaçıştır. Şamanistik Tengrici geleneklerin İslâmiyet potası içine katılmasından ibarettir. Araplaşmaya karşı direniştir. Türk unsurunun beslendiği kaynaktır.

Alevilik kaynağının kurutulması, Türklük öğesinin tamamen ortadan kaldırılması hedefine yöneliktir.

Halit Kakınç

Odatv.com

Print Friendly

Leave a Reply